Menü

Baby Driver (Tam Gaz) Film Eleştirisi

Simon Pegg ve Nick Frost ile beraber çektiği Shaun of the Dead , Hot Fuzz, The World's End (Cornetto üçlemesi), Scott Pilgrim vs.the World filmleri ile tanınan ve farklı bakış açısı, mizahi yaklaşımı, hızlı kurgusu ile kendisine hatırı sayılır bir hayran kitlesi edinen ve sonrasında Amerika’ya transfer olan İngiliz yöneten Edgar Wright’ın son filmi Baby Driver vizyonda. Yönetmen uzun zamandır üzerinde çalıştığı projede bu kez Cornetto üçlemesinde birlikte çalıştığı aktörlerle yollarını ayırmış. Baby Driver’ın başlıca rollerini Ansel Elgort, John Hamm, Kevin Spacey, Lily James ve Jamie Foxx paylaşıyor. Film Cornetto üçlemesine oranla daha az (Wright’a göre az!) şiddet ve bundan…
yönetmenlik - 7.5
kurgu - 7.5
oyunculuk - 6.5
müzik - 8.5
senaryo - 5.5

7.1

User Rating: 4.25 ( 2 votes)

Simon Pegg ve Nick Frost ile beraber çektiği Shaun of the Dead , Hot Fuzz, The World’s End (Cornetto üçlemesi), Scott Pilgrim vs.the World filmleri ile tanınan ve farklı bakış açısı, mizahi yaklaşımı, hızlı kurgusu ile kendisine hatırı sayılır bir hayran kitlesi edinen ve sonrasında Amerika’ya transfer olan İngiliz yöneten Edgar Wright’ın son filmi Baby Driver vizyonda. Yönetmen uzun zamandır üzerinde çalıştığı projede bu kez Cornetto üçlemesinde birlikte çalıştığı aktörlerle yollarını ayırmış. Baby Driver’ın başlıca rollerini Ansel Elgort, John Hamm, Kevin Spacey, Lily James ve Jamie Foxx paylaşıyor.
Film Cornetto üçlemesine oranla daha az (Wright’a göre az!) şiddet ve bundan beslenen mizah içeriyor. Bilindik hikayesi de göz önüne alındığında daha ana akıma yakın bir çizgi tutturuyor denebilir. Sıradışı olan kısmı ise müzikleri ve ya aslında müziği kullanma biçimi.

Sürekli müzik dinleyip müzikle iç içe yaşayan, banka soygunlarında inanılmaz bir hız ve kıvraklıkla kaçış arabasını kullanan Baby son işini tamamlayıp borcunu ödeyerek bu hayattan kurtulmanın ve yeni tanışıp aşık olduğu Deborah ile yollara düşmenin hayalini kurmaktadır. Ama işler beklediği gibi gitmeyince kendini çılgın bir kovalamacanın içinde bulur.


Aslında iyi kalpli genç suçlunun kurtulmaya çalıştığı suç dünyası gibi klasik, düz bir hikayeye sahip filmin çarpıcı yanı özellikle ilk yarısında baş döndüren temposu ve soluksuz izlenen başarılı iki araba takip sahnesine rağmen tamamen Baby’e, müziğin onun üzerindeki (ve tabii bizim üzerimizdeki) hakimiyetine ve hayatını müzikle nasıl tamamladığına odaklanması. Kahramanımızın kulaklarından kulaklık film boyunca neredeyse hiç çıkmıyor ve biz de onunla beraber müzik dinliyoruz. Hatta Baby’nin tek kulaklığı çıktığında azalan müzik, kulaklığı yeniden taktığında stereo hale geliyor. Film Baby’nin hayatının her ayrıntısını, her ruh halini müzikle kurguluyor ve aksiyon sahnelerini de bu akışa ustalıkla dahil ediyor. Yani benzeri filmlerde alışık olduğumuz üzere aksiyonu destekleyen bir müzik kullanımından ziyade tüm öyküyü akıtıp karakterini de tanıtan bir müzik kullanımı söz konusu.


Baby Driver müzikleri, özgün tarzına çok yakışan hızlı kurgusu ve Ansel Elgort’un rolüne mükemmel uyumuyla daha öykünün serim aşamasında zaten seyirciyi avucunun içine alıyor. İlk yarısının sonuna kadar bu yaptığı hızlı girişin ekmeğini yerken bir taraftan da bize Baby’nin patronu Doc’u(Spacey), çetenin üyeleri Bats’ı(Foxx), Buddy’i(Hamm) ve sevgilisi Darling’i(Gonzales)tanıtmayı ,hatta aşk hikayesini de çok abartmadan inandırıcı kılmayı başarıyor. Gelgelelim süre uzadıkça öykü yalpalamaya başlıyor. Ters giden soygun tamam ama özellikle Bats’in ve bir aşamadan sonra ise Doc ve Buddy’nin hatta Baby’nin motivasyonlarını anlamak zorlaşıyor. İnandırıcı şekilde başlayan aşk hikayesi, Baby’nin Doc ile ilişkisi de olayların kontrolden çıkmasından sonra zorlama noktalara gidiyor, sebep sonuç ilişkisi zayıflıyor. Ölmeyen kötü adam tercihi ayrı, aşka inanan kötü adam tercihi ayrı dudak büktürüyor. Eğer bunlar yönetmenin önceki filmlerinde olduğu gibi parodi niyetine yapıldıysa, film genelinde o mecrada akmadığından sakil duruyor.

Müzik ve aksiyon yine belli bir seviyeyi yakalasa da öykü ve tabii senaryo ona ayak uyduramayınca hem dramatik yapı zayıflıyor hem de tempo düşüyor. Son bölümde gerilimin tırmanıp, araba takip sahnelerinin bizi uçurmasını boşuna bekliyoruz çünkü Wright tüm malzemesini ilk iki müthiş sahnede kullanmış olacak ki üstün yetenekli sürücüsünü arabadan indirip kovalamacayı yaya olarak devam ettiriyor. Bu kısımlar kötü olmasa da araba takip sahnelerinin karizmasından yoksun ve seyirciyi aynı şevkle filmin içine çekmesi mümkün olmuyor. Üstelik film kendisinden beklenmeyecek kadar naif, gereksiz uzun, sıkıcı ve açıklayıcı bir sonla noktalanıyor.

 

Oyunculuklara gelince; Başroldeki Ansel Egort’ın ekran ışığı sayesinde önü çok açık. Büyük oranda Baby karakteri üzerine kurulu olan filmi doğallıkla taşıyor ve senaryonun teklediği kısımlarda bile onu sayesinde karakterin çekiciliği hiç azalmıyor. Yan rollerde yer alan yıldız kadro ise umulduğu kadar parlamıyor kanımca. Bunda kendileri için yazılan karakterlerin yeterli derinlikte olmamasının büyük payı var. Yine de John Hamm doğal karizması, etkileyici ses tonu ve daha önce onu böyle bir rolde izlememiş olmamızın avantajıyla biraz ön plana çıkıyor. Kevin Spacey vasat bir performans sunarken Jamie Foxx ise maalesef inandırıcı bile olamıyor.

 

Sonuç olarak; Baby Driver’ı müzikleri, özgün kurgusu, müthiş araba takip sahneleri, başrol oyuncusundan güç alan sıra dışı ama inandırıcı baş karakteri ile bağrımıza basarken senaryo zaafları ve dramatik tercihlerine hayıflanmamanın imkanı yok. Yine de yönetmenin yakaladığı tarzın filmi benzerlerinden ayırdığını ve seviye atlattığını söylemek yanlış olmaz, iyi seyirler…

Yazılarımızdan haberdar olmak için abonemiz olun.