Menü

Big Little Lies Dizi Eleştirisi

Liane Moriarty‘nin çok satan, aynı adlı romanından uyarlanan Big Little Lies ‘ın senaryosu David E. Kelley tarafından kaleme alınmış ve tüm bölümler Oscar adaylığı bile bulunan ünlü Kanadalı yönetmen (Dallas Buyers Club, Wild, C.R.A.Z.Y, Demolition, Cafe de Flore) Jean-Marc Vallée tarafından yönetilmiş. Dizi eğer bu kadarıyla dikkatinizi çekmediyse başrollerinde Reese Witherspoon (Madeline) Nicole Kidman (Celeste) Laura Dern(Renata) ve Shailene Woodley (Jane), ve Alexander Skarsgard'tan(Perry) oluşan muazzam bir oyuncu kadrosunun yer aldığını da belirtelim. Bir roman uyarlaması olan, pek çok karaktere ait öyküler anlatmaya soyunan Big Little Lies bir yandan kadın bakış açısı ağırlıklı bir drama diğer yandan da bir polisiye…
yönetmenlik - 8
oyunculuk - 8
kurgu - 7.5
müzik - 7
görsellik - 7.5
senaryo - 7

7.5

User Rating: 3.55 ( 1 votes)

Liane Moriarty‘nin çok satan, aynı adlı romanından uyarlanan Big Little Lies ‘ın senaryosu David E. Kelley tarafından kaleme alınmış ve tüm bölümler Oscar adaylığı bile bulunan ünlü Kanadalı yönetmen (Dallas Buyers Club, Wild, C.R.A.Z.Y, Demolition, Cafe de Flore) Jean-Marc Vallée tarafından yönetilmiş. Dizi eğer bu kadarıyla dikkatinizi çekmediyse başrollerinde Reese Witherspoon (Madeline) Nicole Kidman (Celeste) Laura Dern(Renata) ve Shailene Woodley (Jane), ve Alexander Skarsgard’tan(Perry) oluşan muazzam bir oyuncu kadrosunun yer aldığını da belirtelim.

Bir roman uyarlaması olan, pek çok karaktere ait öyküler anlatmaya soyunan Big Little Lies bir yandan kadın bakış açısı ağırlıklı bir drama diğer yandan da bir polisiye öykü vadediyor. Drama kısmında Monterey adındaki sahil kasabasında yaşayan, ana sınıfına yeni başlamış çocuklardan birinin diğeri üzerinde uyguladığı şiddet karşısında annelerin takındıkları tavırlar üzerinden bu annelerin hayatlarına odaklanıyor. Görüyoruz ki aslında en mutlu görüneni, en refah içinde olanı bile mutsuz. Kutsal Amerikan ailesi imajını kazıyan dizi altından çıkan ebeveyn olma, eş olma, boşanma, aldatma, toplum beklentilerine verilen tavizler ve kurban psikolojisi üzerinden tecavüz, aile içi şiddet , şiddetin genetik yatkınlığı gibi meseleleri irdeliyor. Ancak alt alta yazarken bile epey vakit alan bunca konuda sağlam, dinamik senaryosunun yardımıyla zaman zaman dişe dokunur saptamalar yapsa, farklı bakış açıları yakalasa da öykücüklerin tümünü tam olarak toparlayabildiğini oyuncularının tam desteğine rağmen çok derinlere inebildiğini söylemek zor.

Big Little Lies’ın bu dramatik zaafını büyük ölçüde kamufle eden unsur ise polisiye hikayesi. Daha doğrusu okulun hayır gecesinde işlenen bir cinayetle başlayan dizi bize bir de polisiye öykü sunacak gibi görünüyor. Olaylar geriye dönük olarak anlatılırken, kahramanlarımız hariç diğer velilerin çoğunlukla tek kısa bir sahne olarak usta bir kurguyla aralara serpiştirilen polis sorgusundaki ifadeleri eğlenceli, çelişik, bazen haksız ve yanlı. Bu nedenle onların dedikodusuna ortak olduğunuz hissi yaratıyor ve işlenen cinayetin etkisini biraz olsun azaltıyor. Aslında özellikle ilk bölümlerde sıradan görünen olaylar ve ilişkiler üzerinden hissettiğimiz tedirginlik ön plana çıkıyor. Mesela kimin nasıl öldürüldüğü kadar okuldaki küçük kıza şiddet uygulayanın iddia edildiği gibi Ziggy olup olmadığı da gerilimi tırmandırıyor. Big Little Lies’ın en büyük başarılarından biri bir Agatha Christie öyküsü misali sona yaklaştıkça bu ve benzeri küçük olayların üst üste eklenerek cinayete neden olacağını düşündürerek merakımızı canlı tutmayı başarması. Ancak öykünün evrildiği noktada diziyi polisiye hatta olayı tam anlamıyla cinayet olarak tanımlamak bile zorlaşıyor. Sonunda bize sunulan beklenenin aksine ne yazık ki aslında sadece tek bir öykünün finali ve son anda diğer öykülere de mal edilerek kolaya kaçılması doğrusu biraz hayal kırıklığı yaratıyor.
Seyri boyunca kadın hikayeleri anlatsa da cinsiyetçi olma hatasına düşmeyen, taraf tutmayan hatta kimi olaylarda erkeklere romantik bir yaklaşım sergileyen Big Little Lies finalde feminist bir vurgu yaparken kantarın topuzunu biraz kaçırıyor. Dizi aynı zamanda katil/taammüd tercihiyle ahlaki açıdan da tartışmaya açık ama belkide bu tercihlerden diziden ziyade baz alındığı romanı sorumlu tutmak daha doğru olabilir.

Daha ilk karesinden itibaren müzikleriyle ruhumuzu okşayan, geçtiği kasabanın doğal güzelliklerini çok iyi kullanan dizinin Shailene Woodley’in alışıldık donuk performansını saymazsak oyunculukları da oldukça başarılı. Reese Witherspoon hayat verdiği Madeline’in zayıf ve güçlü yanlarını izleyiciye çok iyi yansıtıyor.Nispeten daha az ağırlıklı bir rolle de olsa Laura Dern’i görmek de sevindirici. Hem fiziksel hem de psikolojik olarak oldukça zorlayıcı olan rolünün hakkını veren Nicole Kidman ise kalburüstü oyuncu kadrosunun en iyisi ve sadece psikoterapi seanslarındaki performansı ile bile övgüyü hak ediyor. Bu kısımlar ayrıca dizinin en çarpıcı ve iyi yazılmış bölümlerinden.

Sonuç olarak, sonundaki kolaycılığına ve tartışılır tercihine çok takılmadığınızda Big Little Lies jeneriği, müzikleri, oyunculukları, sinematografisi ve yönetmenlik becerisiyle göz dolduran kadınların yaşamlarına, içlerinde kopan fırtınalara, başa çıkma biçimlerine, ebeveynlik, aile ve aile içi şiddete dair pek çok sözü olan bir dizi. Yakaladığı başarıya ve oyuncularının da roman yazarının da oldukça hevesli olduğuna bakılırsa her an ikinci sezon müjdesi de gelebilir, iyi seyirler…

Yazılarımızdan haberdar olmak için abonemiz olun.