Menü

Fi; Dizi Eleştirisi, İlk Üç Bölümün Ardından

Azra Kohen’in üçleme romanlarından (Fi, Çi, Pi) ilki olan Fi’den uyarlanan ve Puhutv tarafından sadece internet üzerinden yayınlanacağı duyurulan aynı adlı dizi, gerek romanların sağlamış olduğu başarı ve görece aykırı içeriği, gerek bir araya getirmeyi başardığı ünlü oyuncu kadrosu ile ilgiyle beklenen bir proje idi. Yönetmen koltuğunda Mert Baykal’ın oturduğu ve 13 bölüm olarak planlanan dizinin ilk üç bölümü geçtiğimiz günlerde yayınlandı. Fi, gerçek anlamda kusursuz güzellik ile ilgili geometrik ve sayısal bir orana verilen bir isim. Dizi ilk bölümlerinde canlı yayına çıkardığı ünlü konuklarına psikanaliz yaparak bir televizyon yıldızına dönüşmüş olan psikiatrist Can Manay’ın(Ozan Güven) kiralamak üzere bakmaya gittiği…
yönetmenlik - 7
senaryo - 7
oyunculuk - 7.5
müzik - 7
senaryo - 7
kurgu - 7

7.1

User Rating: 2.99 ( 5 votes)

Azra Kohen’in üçleme romanlarından (Fi, Çi, Pi) ilki olan Fi’den uyarlanan ve Puhutv tarafından sadece internet üzerinden yayınlanacağı duyurulan aynı adlı dizi, gerek romanların sağlamış olduğu başarı ve görece aykırı içeriği, gerek bir araya getirmeyi başardığı ünlü oyuncu kadrosu ile ilgiyle beklenen bir proje idi. Yönetmen koltuğunda Mert Baykal’ın oturduğu ve 13 bölüm olarak planlanan dizinin ilk üç bölümü geçtiğimiz günlerde yayınlandı.

Fi, gerçek anlamda kusursuz güzellik ile ilgili geometrik ve sayısal bir orana verilen bir isim. Dizi ilk bölümlerinde canlı yayına çıkardığı ünlü konuklarına psikanaliz yaparak bir televizyon yıldızına dönüşmüş olan psikiatrist Can Manay’ın(Ozan Güven) kiralamak üzere bakmaya gittiği evin komşu bahçesinde tesadüfen gördüğü Duru’dan (Serenay Sarıkaya) çok etkilenip onu saplantı haline getirmesi ve onun sevgilisi Deniz(Mehmet Günsür)ile yaşadığı dışarıdan mutlu görülen hayatına sızma, kendine yer açma çabasına odaklanıyor. En başta dostça küçük müdahalelerle başlayan bu oyunda Can gitgide daha cüretkar oluyor. Ayrıca onun hayatının diğer alanlarında da mesela öğretmenlik hayatında da acımasızca insanlarla oynadığını ve bundan keyif aldığını görüyoruz. Ama geçmişteki sırlarını öğrenmeye yaklaşan bir gazeteci(Berrak Tüzünataç), ne husumeti olduğunu henüz anlayamadığımız medya patronu da işin içine girdiğinde Duru’ya olan zaafı yüzünden dengesi bozulan Can yavaş yavaş kontrolden çıkma sinyalleri vermeye başlıyor.

Fi her şeyden önce, referans aldığı romanın popülaritesi ile de kanıtlanmış sürükleyici bir öykü ve benzerini yerli ekranda pek seyretmediğimiz orijinal bir baş karakter gibi iki önemli avantaja sahip. Bu karizmatik, çekici ama bir o kadar da tekinsiz karaktere neredeyse kusursuz şekilde hayat veren Ozan Güven’in performansını ekleyince ortaya ortalamanın bir hayli üzerinde bir iş çıkıyor. Üstelik dizi sadece başkarakteri değil diğer karakterlerinin de iyi-kötü çizgisinin gitgide bulanıklaşacağını, her an hırs ve tutkularının esiri olabileceklerini düşündürüyor. Tek tipleşen ve kartonlaşan dizi karakterlerinden muzdarip sektörde, belki romandan uyarlama olmasının da avantajıyla Fi, sırf bu açıdan bile bir yenilik bir kıpırdanma olarak görülebilir.


İlk bölüm itibarıyla belki de daha önce pek benzerini seyretmediğimiz konusuyla bizi yakaladığından ve ayrıksı karakterini tanıma hevesimizden tempo sorunu yaşamayan dizi yan hikayeler ve karakterler eklendikçe ikinci ve üçüncü bölümlerde biraz kan kaybediyor, ağırlaşıyor. Yine de fazla aksamayan senaryosu, rejisi ve en önemlisi oyunculukları ile gerilimli atmosferini doyurucu bir şekilde seyirciye geçirmeyi, dizinin en çekici unsuru olan o tekinsizlik hissini genele yaymayı başarıyor. Dizinin jeneriğinin ve müziklerinin de çok iddialı olmamakla beraber dizinin atmosferine katkı sağladığı söylenebilir.

Dizinin bir diğer kilit rolü olan, tüm olayın üzerine kurulduğu arzu nesnesi Duru rolünde Serenay Sarıkaya gerek estetik duruşu, güzelliği, saf ve tecrübesiz hali gerek dans sahnelerindeki performansı ile oldukça başarılı kanımca.

Can’ın Duru’yu ilk gördüğü sahnede mesela sahne biraz uzun tutulmuş olsa da Sarıkaya’nın güzelliği ve devinimleri dizinin en temel meselesine, Can’ın Duru’ya vuruluşuna bizi kolayca inandırıyor. Duru’nun sevgilisi kompozitör, akademisyen Deniz karakterine Mehmet Günsür mütevazi tarzıyla rol sanki kendisi için yazılmışçasına, doğallıkla hayat veriyor. Serenay Sarıkaya ile kimyalarının da tuttuğu söylenebilir. Genç oyuncu Büşra Savlı(Bilge) ilk bölümler itibarıyla daha geri planda ama rolünün ağırlığı arttıkça bunu sırtlayabilecek potansiyeli olduğunun sinyallerini veriyor. Berrak Tüzünataç ise maalesef rolüne henüz tam ısınamamış gibi.

İnternet üzerinden yayınlanan dizilerin kısa süreleri ve reklamsız olarak yayınlanması, küfürlü ve cinsel içerikli sahnelerin sansürlenmesi gibi kısıtlamalardan muaf olması sektörün derdine ( özellikle senaristlerin ve set çalışanlarının isyanları düşünüldüğünde) çare olabilecek potansiyale sahip kanımca. Blutv’nin Masum projesinin ardından insanoğlunun tutku, hırs ve sahip olma saplantısı üzerinden ilerleyecek gibi duran öyküsüyle, iyi prodüksiyon tasarımı, oyunculukları ve gerilimli atmosferiyle ilgiyi canlı tutmayı başaran Fi’nin de bu anlamda büyük bir adım olduğu söylenebilir. Umarız ilerleyen bölümlerde Fi’nin başarısı katlanarak devam eder ve internet dizilerinin artmasıyla daha kısa, daha nitelikli ve daha orijinal diziler izlememizin yolunu açar. İyi seyirler…

Yazılarımızdan haberdar olmak için abonemiz olun.