Menü

Kral Arthur Kılıç Efsanesi Film Eleştirisi

Warner Bros’un Kral Arthur’u tekrar beyazperdeye uyarlayacağı haberi bu macerayı defalarca seyrettiğimizden doğrusu pek fazla heyecan yaratmamıştı. Proje oyalanıp pek çok kez el değiştirdi ve nasıl olduysa en sonunda filmi yönetmek Guy Ritcie’ye nasip oldu. Lock, Stock and Two Smoking Barrels ve Snatch gibi suç dünyasından kopkoyu bir mizah çıkaran kendine özgü ve hızla kültleşen iki filmle sinema dünyasına atılan İngiliz yönetmen bu filmlerin başarısının ardından daha büyük bütçeli işlere transfer oldu. İki Sharlock Holmes filminin ardından Man from U.N.C.L.E’ı yöneten Ritchie popüler olmakla beraber kendi tarzından da zerre ödün vermedi. Hızlı ve karmaşık kurgusu, farklı mizahi yaklaşımı ve ilginç…
yönetmen - 8.5
senaryo - 7.5
kurgu - 8.5
Oyunculuk - 6.5
Görsellik - 7.5
müzik - 8

7.8

User Rating: Be the first one !

Warner Bros’un Kral Arthur’u tekrar beyazperdeye uyarlayacağı haberi bu macerayı defalarca seyrettiğimizden doğrusu pek fazla heyecan yaratmamıştı. Proje oyalanıp pek çok kez el değiştirdi ve nasıl olduysa en sonunda filmi yönetmek Guy Ritcie’ye nasip oldu. Lock, Stock and Two Smoking Barrels ve Snatch gibi suç dünyasından kopkoyu bir mizah çıkaran kendine özgü ve hızla kültleşen iki filmle sinema dünyasına atılan İngiliz yönetmen bu filmlerin başarısının ardından daha büyük bütçeli işlere transfer oldu. İki Sharlock Holmes filminin ardından Man from U.N.C.L.E’ı yöneten Ritchie popüler olmakla beraber kendi tarzından da zerre ödün vermedi. Hızlı ve karmaşık kurgusu, farklı mizahi yaklaşımı ve ilginç müzik tercihleriyle bu bilindik sayılabilecek öykülere de imzasını atmayı başardı.
Aynı durum birebir olarak hem İngiliz hem de Amerikan sineması için klasik sayılabilecek, defalarca uyarlanmış, alıntılanmış Kral Arthur’un hikayesi için de geçerli. Ritchie’nin aslında aynı öyküyü anlatırken kullandığı yöntem o kadar özgün ki o bilindik öyküyü ve dolayısıyla filmi cazip kılmayı başarıyor.

Film Arthur’un(Charlie Hunnam) amcası Vortigen’in (Jude Law) babasına (Eric Bana) ihanet ederek tahtı ele geçirmesi ile başlıyor. Anne-babasını ve taht üzerindeki hakkını kaybeden Arthur her şeyden habersiz kenar mahallelerde büyüyor. Ta ki kaderi onu o kayaya saplı kılıcın önüne getirene kadar…Filmin bundan sonrası ise Arthur’un kaderini ve sorumluluklarını kabullenmesi üzerine kurulu yani bir başka açıdan çok tanıdık bulduğumuz ‘seçilmiş kişi’öyküsü(Matrix-Neo, Açlık Oyunları-Katniss, hatta Örümcek Adam serileri)anlatıyor. Ritchie işte tam da bu yüzden,bu kadar tanıdık öge arasından bile oldukça özgün bir iş çıkartabilen bir yönetmen olduğundan alkışı fazlasıyla hak ediyor.

İlk sahnelerde büyülü devasa yaratıklar ve savaş sahneleriyle kendini biraz çektiği filmin ihtişamına kaptırıp abartıya kaçsa ve ikinci bir Great Wall faciası mı dedirtse de bu kısımları fazla uzatmadan asıl meseleye odaklanmayı başarıyor. Kahramanlık öykülerinin serim kısımlarında düştüğü hantallığa hiç pabuç bırakmıyor mesela. Arthur’un büyüme sürecini, nasıl biri olduğunu anlattığı kısım kısa süresi ve hızlı kurgusuyla hem işlevsel hem de eğlenceli. Film buradan sonra da hız kesmiyor, özellikle ilk yarıda yani fazla dövüş kovalamaca olmayan kısımlarda bile geveze ama akıcı senaryosu ve kurgusu sayesinde baş döndürücü bir tempoda ilerliyor. Aksiyona gelince Ritchie bu sahneleri de alışılmışın dışında tasarlayıp türlü numaralarla adeta sizi kahramanlarına ve filme yetişmeye zorluyor. İkinci yarının ortalarında öykü yalpalayınca bu çılgın tempo biraz düşse ve son kısımlardaki abartılı fantastik tercihler dudak büktürse de Ritchie özellikle son kareyle yine gönlümüzü alıyor.

Baş rolün emanet edildiği Sons of Anarchy’den tanıdığımız Charlie Hunnam hem fiziksel görüntüsü hem de sempatik, alaycı ifadesiyle kanımca role çok yakışmış. Jude Law kral kostümleri içinde hoş ve etkileyici görünse de kötü adam performansı vasatı aşamıyor. Djimon Hounsou ve Game of Thrones’tan tanıdığımız Aidan Gillen çok ön plana çıkmadan işlerini yapıyorlar. Eric Bana’nın karizması ise kısa süresine rağmen Hector’u oynamasının üzerinden yıllar geçmemişçesine ekrana yansıyor.

Görselliği ve CGI efektleriyle de sınıfı geçen film özellikle kostümleri ile göz dolduruyor. Her biri bir modacının elinden çıkmışçasına şık ve özenli. Ayrıca fantastik filmlerde pek çok şeklini gördüğümüz pelerin bu kez kötü adamın omuzlarında ve yanan, hareketli, özgün tasarımıyla dövüş sahnelerinde göze çok güzel görünüyor. Görsel tasarım olarak sadece olayın geçtiği kalenin (Filmde Camelot olarak geçmiyor)Yüzüklerin Efendisi ile fazlasıyla benzerlik göstermesi eleştirilebilir belki ama film oradaki açığı da Yuvarlak masaya getirdiği ilginç tasarımla kapatıyor.

Filmin en başarılı olduğu kısımlardan biri de kuşkusuz müzikleri. Belki başka hiçbir yönetmen bu tarz müzik kullanmazdı o sahnelerde ve belki bazı izleyici müzikleri uyumsuz ve itici bile bulacaktır. Ama Rithcie’nin tarzını sevip benimseyen izleyicinin filmden aldığı keyif bu aykırı müzik kullanımı sayesinde kat be kat artacaktır.

Sonuç olarak Kral Arthur beklediğimizin çok ötesinde yaratıcı, eğlenceli bir seyirlik sunuyor ama gişe başarısının özellikle Amerika’da kötü olduğuna bakılırsa aksiyondaki her türlü hızlanmaya bir şekilde ayak uyduran ve fazlasını isteyen seyirci bu senaryo-kurgu hızını nedense o kadar kolay benimseyememiş gibi görünüyor. Film vizyona girmeden önce dillendirilen Arthur’un öyküsünü altı filmlik bir seriye dönüştürme fikri de bu gişe rakamlarından sonra büyük olasılıkla hayal olacak.Bize de Ritchie’nin bir sonraki projesi Aladdin’e atacağı imzayı heves ve merakla beklemek kalacak. İyi seyirler….

Yazılarımızdan haberdar olmak için abonemiz olun.