Menü

Prison Break 5. Sezon’un Ardından

2005-2009 yıllarında yayınlanan ilk dört sezonu ile efsaneleşmiş olan Prison Break dizisinin 2017 yılında mini bir sezonla geri döneceği açıklandığında büyük bir heyecan yaratması kaçınılmazdı. Dizinin bitmesinden sonra çekilen sinema filmi ve dizinin finali ile kalbi kırılan, dizinin hatırı sayılır sayıdaki hayranları Prison Break; Resurrection’ı umut ve hevesle bekledi. Ancak ne yazık ki onca yıllık özleme ve tüm iyi niyete rağmen bu son sezonun beklentileri karşılayabildiği söylemek zor. Prison Break’i bize en çok sevdiren şey kuşkusuz baş kahramanıydı. Michael Scolfield gerçekten de daha önce görmeye alışık olmadığımız naiflikte bir karakterdi. Soluk soluğa izlediğimiz macerası sırasında bir çok insan onun yüzünden…
senaryo - 5
oyunculuk - 6
yönetmen - 5.5
müzik - 5
Görsellik - 5
Kurgu - 5.5

5.3

User Rating: Be the first one !

2005-2009 yıllarında yayınlanan ilk dört sezonu ile efsaneleşmiş olan Prison Break dizisinin 2017 yılında mini bir sezonla geri döneceği açıklandığında büyük bir heyecan yaratması kaçınılmazdı. Dizinin bitmesinden sonra çekilen sinema filmi ve dizinin finali ile kalbi kırılan, dizinin hatırı sayılır sayıdaki hayranları Prison Break; Resurrection’ı umut ve hevesle bekledi. Ancak ne yazık ki onca yıllık özleme ve tüm iyi niyete rağmen bu son sezonun beklentileri karşılayabildiği söylemek zor.

PRISON BREAK: in PRISON BREAK premiering on FOX. Cr: FOX. © 2017 FOX Broadcasting Co.

Prison Break’i bize en çok sevdiren şey kuşkusuz baş kahramanıydı. Michael Scolfield gerçekten de daha önce görmeye alışık olmadığımız naiflikte bir karakterdi. Soluk soluğa izlediğimiz macerası sırasında bir çok insan onun yüzünden zarar gördü, pek çok felakete sebep oldu ama onun aslında karıncayı bile incitmek istemediğini biliyorduk. Azmini, sadakatini, sabrını, cesaretini, zekasını taktir ettik, başına gelenlere ve çektiği acılara rağmen umudunu kaybetmeyen soğukkanlı, melankolik Michael’ı bağrımıza bastık ama yıllar sonra son sezonda karşımızda çok daha karanlık ve acımasız bir Michael bulduk. Esaretle geçen çileli hayatının, karısı ve çocuğundan koparılmasının onun yıpratmış, öfkelendirmiş olması elbette mantıklı. Ancak yıllar önceki Michael’da soğukkanlılık olarak nitelediğimiz duruş soğuk bir duygusuzluğa, tekinsizliğe evrilmiş gibi. Öyle ki Michael zaman zaman Wentworth Miller’ın Legens of Tomorrow ve Flash dizilerinde canlandığı sosyopat Captain Cold’u hatırlatıyor,onu izliyormuş hissine kapılmamıza neden oluyor.

Prison Break’in en sevilen yanlarından bir diğeri de kötü adamlarıydı. Dört sezon boyunca bu kötü adamların bazen iyi yanlarını görsek bile hemen hepsi yaptıklarının cezasını buldu. Zaman içinde iyiye evrilen karakterler için bile bir kefaret mevcuttu. Bu hassas terazi dizideki adalet anlayışını ve vurgusunu benimsememizi ve bir anlamda onaylamamızı sağlamıştı. Sadece bu genellemelerin dışında kalan iki kötü karakter, T-Bag ve Paul Kellerman tam olarak hak ettiklerini bulmamışlardı. Prison Break; Resurrection bunu bilincinde olacak ki bu iki adamın öykülerini tamamlamaya çalışıyor. Karşıdan bakılınca olumlu görünen bu hamle Kellerman için yazılan kısmı ile dizinin entrika dozuna da katkıda bulunup heyecanı arttırsa da T-Bag için yazılan kısmı son derece yavan.

Eski kötü adamlarda tam bir denge yakalayamayan dizinin yeni kötü adamları da sorunlu. Eli kanlı iki katilin birine vicdani karmaşa yükleyerek birbirine kırdırmak için yeterli zaman yok. Dizide daha önce de kullanılan bu numara yeterli alt yapısı ve karakter derinliği bulunmadığından inandırıcı olamıyor.
Tüm CIA’i parmağında oynattığı ve pek çok ülkede arandığı söylenen Poseidon’un sadece iki ajanla çalıştığı düşünüldüğünde dizinin komplo kısmı da tökezliyor. Poseidon Michael’ı içine düşürmüş olduğu durum ile en başta biraz puan toplasa da sezon ortalarında açığa çıkan gizli kimliği ne yazık ki hiç şaşırtmıyor. Tüm bunlara kaprisli bir sevgili düzeyindeki motivasyonlarını ve vasat oyunculuğunu ekleyince Prison Break kötü adamı olarak beklentiyi karşılaması şöyle dursun bir karakter olarak Poseidon’u ciddiye almak bile zorlaşıyor.

İyi adamlar cephesine baktığımızda da maalesef durum farklı değil. Sucre ve C-Note ile karşılaşmak hoş ancak her iki karakter de dizinin tamamına etki edecek ağırlığa sahip olacak şekilde tasarlanmamış. Onların yerine düşünülen iki yeni karakter olan Whip (Augustus Prew)ve Ja (Rick Yune)ise derinlikle çizilebilmiş olmadığından ne Michael ile dostluklarını ne de motivasyonlarını anlamlandırıp onlarla empati kurmak pek mümkün olmuyor. Michael ve Lincoln’ün kavuşması biraz heyecan yaratsa da Lincoln’un bu son sezonda da bir arpa boyu yol gidebildiğini, bir kaç adam yumruklamaktan fazlasını ortaya koyabildiğini söylemek zor. Hatta aksiyonu arttıralım derken onun için yazılan işlevsiz yan hikayede bulaştığı işlerden asla ders almadığına bakılınca Michael tüm hayatını boşa mı harcadı diye düşünmemek elde değil.

Dünyayı kasıp kavuran İŞİD’in en güçlü olduğu ülkelerden biri olan Yemen’in hapishaneden kaçma öyküsüne ev sahipliği yapıyor olması ve meselenin sadece hapisten değil ülkeden de kaçmak olması ilk anda heyecan yaratan ayrıntılar. Ancak bize sunulan hikaye sebep sonuç ilişkilerini sağlam kuran, tıkır tıkır işleyen ve mantıklı açılımlara sahip olan ilk dört sezon hikayelerinin yanına bile yaklaşamıyor. Hapishane bölümleri ‘Sona’ kadar başarılı değilse de o alışıldık, sevdiğimiz gerilimi yakalamayı başardığı anlar oluyor ama senaryo tam bir bütünlük ve ritm yakalayamadığından bu etki de kalıcı olamıyor.
Hapishaneden kaçış kısmı ve sonrasında dramatik yapı daha da zayıflıyor. Karmaşanın hakim olduğu İŞİD askerleriyle dolu ara sokaklarda yaşanan kovalamaca sahneleri fazlasıyla iyimser. Çöldeki ve şilepteki sahnelerde ise durum maalesef zaman zaman çocuk kandırma düzeyine kadar iniyor. Önceki sezonlarda Michael’ın kaçmak için çevirdiği dolapları, başarısız denemelerini, karşısına çıkan engelleri hatırlıyor, onları aşmak için keskin zekasını kullanarak şeytanın aklına gelmeyecek yöntemler düşünmesini bekliyoruz umutsuzca ama nafile. Tüm vücudunu dövmelerle kaplayan, en ince ayrıntıları hesaplayan Michael’dan eser kalmamış sanki. Kötü adamın inine girmek, bir uyuşturucu satıcısına oyun oynamak hatta sahte delil düzenlemek için kullanılan yöntemler öylesine basitleştirilip kısaca geçiştiriliyor ki bir gram heyecan vaad etmeyi bırakın inandırıcı bile olamıyor, hele final bölümüyle hayal kırıklığını ikiye katlıyor.

Sonuç olarak, Prison Break Resurrection’ın hatırasını yüreğimizde sakladığımız Prison Break efsanesine yakışan bir çizgi yakalayamadığı, darmadağınık gelişigüzel senaryosundan özensiz oyunculuklarına büyük hayal kırıklığı yarattığı bir gerçek. Bu sezonun çekilmesinin tek iyi tarafı artık Michael’ın mutlu sona ulaştığı düşüncesini imgelemimize armağan etmiş olması ve en azından öykünün yıllardır yüreğimizi dağlayan sonunu değiştirmiş olması sanırım, iyi seyirler….

Yazılarımızdan haberdar olmak için abonemiz olun.