Menü

46 Yok Olan: İlk Üç Bölümün Ardından

Star TV’nin yeni projesi 46 yok olan başta Erdal Beşikçioğlu olmak üzere oyuncu kadrosu, Behzat Ç’ de çok iyi bir iş çıkartmış olan Ercan Mehmet Erdem elinden çıkma senaryosu, Serdar Akar’ın genel yönetmenliği ve öncesinde yapılan reklam kampanyalarıyla hedeflediği seyirci kitlesi üzerinde bariz bir heyecan yaratmayı başardı. Her gün bir yenisi başlayan(veya biten) bol klipli, bol ajitasyonlu, aşk ve aile dramalarına pek yüz vermeyen, AB grubu, daha çok yabancı dizileri takip etmekle birlikte Behzat Ç , Şubat, Beş Kardeş, Avrupa Yakası, Leyla ile Mecnun gibi nitelikli işleri destekleyen bu kitle dizinin yayın süresini duyunca bile kendinden geçti ve gözünü ekrana…
görsellik - 6.5
yönetmen - 7
senaryo - 6
kurgu - 6.5
oyunculuk - 6

6.4

User Rating: 4.19 ( 5 votes)

Star TV’nin yeni projesi 46 yok olan başta Erdal Beşikçioğlu olmak üzere oyuncu kadrosu, Behzat Ç’ de çok iyi bir iş çıkartmış olan Ercan Mehmet Erdem elinden çıkma senaryosu, Serdar Akar’ın genel yönetmenliği ve öncesinde yapılan reklam kampanyalarıyla hedeflediği seyirci kitlesi üzerinde bariz bir heyecan yaratmayı başardı. Her gün bir yenisi başlayan(veya biten) bol klipli, bol ajitasyonlu, aşk ve aile dramalarına pek yüz vermeyen, AB grubu, daha çok yabancı dizileri takip etmekle birlikte Behzat Ç , Şubat, Beş Kardeş, Avrupa Yakası, Leyla ile Mecnun gibi nitelikli işleri destekleyen bu kitle dizinin yayın süresini duyunca bile kendinden geçti ve gözünü ekrana dikti. Ancak ne yazık ki nihayet yayın hayatına başlayan 46’nın ilk üç bölümü itibarıyla bu heyecana ve bekleyişe değdiğini söylemek çok zor.

Dizinin kahramanı ömrünü yıllardır bitkisel hayatta olan kardeşini kurtarmaya adamış, herhalde aileden zengin bir genetik profesörü olan Murat Günay(Erdal Beşikçioğlu). Artık tıbbi seçenekleri tükendiğinden alternatif yöntemlerin peşine düşmüş olan Murat ne olursa olsun kardeşini uyandırmaya kararlı, kendinden de son derece emin. Hatta kardeşi daha uyanmadan onunla ilgilenecek bir psikoloğu (Ceren/Melis Birkan) işe alıyor. Şamanların ayinlerine sızmayı başararak onların ayinlerde içtiği halüsinasyon gördüren sıvıyı ele geçiriyor ve bir bilim adamı olarak etken maddesini hiç araştırmadığı, içinde ne olduğuna emin olmadığı sıvıyı santrifüj(parçacıkları çökeltmek için kullanılan çalkalama işlemi) ettikten sonra damarına enjekte ediyor. Sabah evinden çok uzakta uyandığında ise bir gece öncesine dair hiçbir şey hatırlamamasına rağmen, maddeyi kız kardeşine enjekte etmekten de geri durmuyor.

 

dun-aksam-46-yok-olanda-noldu-3-bolum_131048523853158329

Fikir olarak özgün olmasa da daha önceki yerli yapımlarda görmediğimiz bir konuyu işlemeye çalışan dizi kanımca daha ilk bölümünde hikayeyi rayına oturtmakta zorlandı. Elbette ki ilk bölümler risklidir. Karakterleri tanıtmak, konuyu derli toplu anlatmak hikayenin çatısını sağlam oluşturabilmek zaman alır. Ama ilk bölümde ekrana yansıyan pek çok sahnenin bu anlamdaki işlevsizliği göze batmayacak gibi değildi(Bar sahnesi, amcanın evinde yemek sahnesi). 46 Yok Olan, Şamanizm gibi çok açılımlı bir konuya maddeyi ele geçirmek adına şöyle bir değinirken özellikle ayin sahnelerinde ekipten beklenmeyecek bir özensizlik mevcuttu. Üstelik bu özensizlik son derece iddialı görünmesine rağmen bilimsel alt metinde ve pek çok küçük ayrıntıda da kendini hissettirdi. Ayrıca dizinin tekinsiz ve gerilimli olmak yerine mesafeli ve kendini fazlasıyla ciddiye alan bir anlatımı benimsemesi de seyirciyle arasına bir duvar örmesine neden oldu. İlk bölümün sürpriz sayılabilecek finali biraz içimize su serpti ama ne yazık ki bu gizem hemen ikinci bölümün başında üstelik en ince ayrıntılarıyla anlatılarak hevesimizi kursağımızda bıraktı. Hedeflediği seyirci kitlesine rağmen dizinin gelişen olayları pek çok kez açıklamaya yönelik hamleleri dizinin hem temposuna olumsuz olarak yansıdı hem de diziyi yapmaya soyunduğu farklı dizi formatı olayından koparmaya başladı. 46 yerli dizilerin süresini uzatmakta kullanılan klip, gereksiz bakışma, şaşkınlıkların ve kararların asırlar sürmesi gibi numaralara başvurmayarak taktir toplamakla birlikte yüksek bir tempo da yakalayamayarak sadece yayınlanma süresi kısa bir dizi haline dönüştü. Oysa diyalog ve sahnelerde daha ekonomik davransa, tekrarlara girmese ve özellikle Murat’ın ilacı aldığı bölümlerdeki esrar perdesini yavaş yavaş aralasa hem gizemini koruyabilir hem de yarı sürede bir bölümde anlattıklarını anlatabilirdi. Örneğin 2005 yılında gerçekleştiği iddia edilen (eğer dizi zaman algısı ile oynamayı planlamıyorsa hesabı tutturmayı başaramadık) Murat’ın babasının ölümünü hem Murat’tan birkaç kez dinledik, hem birkaç kez flashbacklerde gördük. Bu tekrarlanmaların ve boşlukları gizem yaratmakta kullanmak yerine aceleyle doldurma telaşının nedeni belki böylesi bir konuya alışık olmayan seyircinin olaylardan kopmasını önlemeye çalışmak olabilir ki bundan ekibin ya kendilerine ya da seyirciye güvenmediği veya daha ortalama bir seyirci kitlesine ulaşmaya çalıştığı gibi çıkarımlara gidilebilir. Genel beğeniye göre iş yapmanın da hem yaratıcılık hem yenilik hem de samimiyet anlamında bir esere kan kaybettirmesi sürpriz sayılmaz.

 

46yokolan1

 

Tüm bunların yanında tamamıyla başkarakterinin karizmasından besleneceği izlenimini yaratan dizi ne yazık ki ilk üç bölüm itibarıyla bize karizmatik bir başkahraman da sunamadı. Murat’a henüz ısınamamış onun kim olduğunu, motivasyonlarını tam olarak anlayamamışken karşımıza çıkan ikinci Murat her iki karakterin de derinlik kazanmasını engelledi. Murat’ın bir gece önce birini öldürmüş olma ihtimali karşısındaki sakinliği mesela aslında iki zıt karakterle değil de aynı karakterin daha cüretkar ve dışa dönük bir versiyonu ile karşı karşıya olduğumuzu düşündürdü. Eğer biri iyi diğeri kötü olarak planlandıysa(Dr Jekyll ve Mr Hyde olayı) bile bu durum seyirciye geçmedi. Alt benlik olarak düşünelim desek yeterince derinde ve bastırılmış gibi de gelmedi. Yani ilacın etkisi Murat’ın öforik hali de göz önüne alınınca iki şişe biraya indirgenmiş oldu. Hani Prof. Dr. Murat Günay inat etmese ara sıra Behzat komiserim gibi birkaç kadeh parlatsa belki de bu karaktere çoktan evrilmiş olurdu.

Oyunculuklara gelince, Erdal Beşikçioğlu elinde bulunan malzeme düşünüldüğünde belli bir düzeyi tutturmayı başarsa da özellikle ilk bölümde diğer tüm karakterlerin oyunculukları maalesef sınıfta kaldı. İkinci bölümle beraber projeye katılan Selin komiser (Yasemin Allen) ve Doğan Komiser (Saygın Soysal)oyunculuk anlamında diziyi rahatlatırken bu iki karakterin kendisine özgü gizemleri de senaryoya biraz olsun açılım sağladı, nefes aldırdı. Tabii 46 bir sonraki bölümünde bu karakterlerin de motivasyonları ve gizemlerini açık açık anlatmaya girişir mi bilemiyoruz.

Saygin-Soysal-46-Yok-Olan-kara-para-ask-metin-nilufer-39376586-600-473

Sonuç olarak 46 Yok Olan’ın ilk anda değişik konusuyla ve reklamsız yayınlanıp bir saati aşmayan süresi ile ekran başına toplamayı başardığı seyirciyi elinde tutabilmek için şu ana kadar gösterdiğinden çok daha fazlasına ihtiyacı olacak gibi görünüyor. Aynı ekibin daha önce Behzat Ç ile Türk dizi tarihinin en ayrıksı, en sevilen anti kahramanını yaratmış olmaları da tabii ki dizi ile ilgili beklentilerimizi arttırıyor ve değerlendirmeyi bunun üzerinden yapmamamıza neden oluyor. Çünkü nasıl bir potansiyelleri olduğunu biliyoruz. Ustalıkla yazılmış zeki, esprili, isyankar, süresine rağmen tıkır tıkır işleyen senaryosu, oyuncuların tamamının üzerlerine neredeyse kusursuz şekilde giyindikleri karakterleri ve samimiyetiyle Behzat Ç’yi çok ama çok özlüyoruz.

Yazılarımızdan haberdar olmak için abonemiz olun.