Menü

Altered Carbon(Değiştirilmiş Karbon) Dizi Eleştirisi; İlk Sezonun Ardından

Richard K. Morgan’ın aynı isimli romanından uyarlanan ve başrollerinde Joel Kinnaman, James Purefoy, Martha Higareda, Renee Elise Golsberry, Will Yun Lee ve Dichen Lachman’ın rol aldığı yeni Netflix dizisi “Altered Carbon” günümüzden 300 yıl sonrasına Siberpunk bir gelecekte geçiyor. Oldukça pahalı bir prodüksiyon olan dizinin senaryosunu ise Shutter Island (2010), Alexander (2004) and Terminator Genisys (2015) gibi filmlerin senaryolarında da imzası bulunan Leate Kalogridis kaleme almış. Geçmişte yaşanan isyanın üyelerinden sağ kalan tek kişi, son elçi Takeshi Kovac (Joel Kinnaman) yakalanıp hapise atıldıktan 250 yıl sonra bir başkasının bedeninde uyandırılır. Gelecekte insanların enselerine yerleştirilen bir çip sayesinde bilinçlerini kopyalamak ve…
yönetmenlik - 7.5
senaryo - 7
oyunculuk - 7
görsellik - 9
kurgu - 7
müzik - 6.5

7.3

User Rating: Be the first one !

Richard K. Morgan’ın aynı isimli romanından uyarlanan ve başrollerinde Joel Kinnaman, James Purefoy, Martha Higareda, Renee Elise Golsberry, Will Yun Lee ve Dichen Lachman’ın rol aldığı yeni Netflix dizisi “Altered Carbon” günümüzden 300 yıl sonrasına Siberpunk bir gelecekte geçiyor. Oldukça pahalı bir prodüksiyon olan dizinin senaryosunu ise Shutter Island (2010), Alexander (2004) and Terminator Genisys (2015) gibi filmlerin senaryolarında da imzası bulunan Leate Kalogridis kaleme almış.

Geçmişte yaşanan isyanın üyelerinden sağ kalan tek kişi, son elçi Takeshi Kovac (Joel Kinnaman) yakalanıp hapise atıldıktan 250 yıl sonra bir başkasının bedeninde uyandırılır. Gelecekte insanların enselerine yerleştirilen bir çip sayesinde bilinçlerini kopyalamak ve beden ölümü gerçekleşse bile bilinci başka bir bedene aktarmak mümkün hale gelmiştir. Bu sayede kendi beden replikalarını da oluşturabilen insanoğlu ölümsüzlüğe çok yakındır. Ancak çok pahalı olan bu teknolojiden sadece parası olan Meth denilen seçkinler yararlanabilmekte ve bunlar tıpkı Olimpos Dağındaki Tanrılar gibi başı göklere kadar uzanan kulelerde yaşamaktadırlar. Meth’lerin en nüfuslularından biri olan Laurens Bancroft(James Purefoy) Kovac’ı kendi beden cinayetini çözmesi için uyandırmıştır. Kovac eğer başarılı olursa Bancroft onun affedilmesini ve özgür olmasını sağlayacaktır. Olayın intihar olduğunu, arkasında bambaşka olaylar olduğunu düşünen ve Meth’lerden pek hoşlanmayan Teğmen Kristin Ortega(Martha Higareda) da olayı araştırmaya başlayan Kovac’ın peşine düşer.


Öncelikle Altered Carbon’un kurduğu Siberpunk dünyanın ve seyirciyi daha ilk dakikadan itibaren etkisi altına alan atmosferin hakkını verelim. Hele ki bilimkurgu tutkunu, Blade Runner(1982)ve Balde Runner 2049(2017) hayranıysanız bu özenli çalışmanın daha jenerikten başlayarak sizi etkilememesine imkan yok. Neon ışıkların altındaki kokuşmuş şehir, Meth’lerin yaşadığı bulutlar arasındaki kuleler, yeraltına değil de bir asma köprüye dip dibe yerleştirilmiş, özenle ayrıntılandırılmış sefalet, sanal sorgu odaları, yapay zeka otelleri hepsi hem son derece inandırıcı hem de göze çok güzel görünüyor. Bu görüntülere eşlik eden müzikler de çok ön plana çıkmamakla birlikte gayet uyumlu. Bu yaratılan atmosfer belki bir tek flashback sahnelerinde yara alıyor. Eski dünyanın tasviri sanki biraz aceleye gelmiş gibi albeniden uzak ve daha özensiz.

Olay örgüsüne gelince aslında Altered Carbon’un ana yapısının bir dedektiflik öyküsü üzerine kurulu olduğunu söylemek yanlış olmaz. Gitgide sarmallanan ve dallanıp budaklanan bu öykünün asıl kurbanlarının kimler olduğu yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Sonunu makul şekilde bağlamayı başarsa da dizinin öykünün serim aşamasında biraz oyalandığını, bazı kartlarını hemen açmadığını kabul etmek lazım. Yanlış anlaşılmasın Altered Carbon ağırlaşıp sıkıcı hale gelmiyor hiçbir zaman. Sadece pek çok konuyu aynı potada eritmeye ve toparlamaya çalışırken ara sıra odak sorunları yaşıyor.

Hayatını bir elçi olarak isyana adamış olan Kovac cinayeti araştırırken bir yandan da geçmişinden gelen hayaletlerle boğuşuyor mesela. Onun önceki hayatını da flashbacklerle izliyorken çocukluğundan itibaren başına gelenleri ve bu isyanın insanlara beden aktarımı yapılmasına, bunun sömürü malzemesi olarak kullanılmasına karşı çıkmış olduğunu da öğreniyoruz.

Bilincin aktarılmasının etik ve adil olup olmadığı dizinin neredeyse temel meselesi konumunda ancak dizinin ne yazık ki bu konuda çok derine inebildiğini, etiği ve felsefeyi irdeleyebildiği söylemek zor. Hala yeniden bedenlenmeyi kabul etmeyen insanların olması inanç ve varoluş sorgulamasını da beraberinde getiriyor doğal olarak. Dizinin önemli karakterlerinden yapay zeka Poe’nun, bedeni ölmüş ve zihni de ciddi olarak hasar görmüş olan Lizzie’nin gerçek anlamda var olup olmadığı veya nasıl bir yaşam formu olduğu bile zihninizi epey kurcalıyor.

Altered Carbon bunlardan başka bilinci ölümsüz olsa da rastgele bedenlerde yaşayan insanların DNA aktarımı, evlat sahibi olma etiği, kas, beden hafızası, bedenin salgıladığı feromonlar üzerinden aşkın tanımı hatta bu salgıların bile taklit edilebiliyor oluşu ve nihayetinde bunların evrimi nasıl etkileyeceği üzerine düşündürse de maalesef bu meseleleri sorgulamak yerine aksiyona yöneliyor. Asansör sahnesi gibi birkaç sahne bu anlamda oldukça başarılı ancak bu sahnelerin genellikle kapalı mekanlarda ve yakın dövüş ile gerçekleştiğini, dizinin şiddet dozunun da bir hayli yüksek olduğunu da belirtelim.

Takeshi Kovac’ hayat veren Joel Kinnaman karakterinin dramatik yönünü abartmadan seyirciye geçiren soğukkanlı tavırları ve fiziksel görüntüsü ile rol için uygun bir seçim olmuş. Teğmen Ortega(Martha Higareda) ile yanyana oluşturdukları aykırı görüntü bedensel özelliklerin önemini yitirdiği bir zamanda yaşadıkları düşünülürse muzip bir hamle. Dichen Lachman(Reileen) ve Renee Elise Goldsberry (Quellcrist Falconer) oyunculuklarından ziyade yakın dövüş becerileri ile ön plana çıkıyor. Ekibinin en tecrübeli ismi James Purefoy(Bancroft) her zaman olduğu gibi rolünün hakkını veriyor ancak oyunculuk anlamında en etkileyici isim dizinin açık ara en ilginç karakteri yapay zeka oteli Poe’yu canlandıran Chris Conner.

Sonuç olarak dedektiflik öyküsü, oyunculuklarıyla belli bir düzeyi tutturan, yarattığı evren ile kendisine hayran bırakan Altered Carbon buna akıcı kurgusunu ve başarılı aksiyon sahnelerini de eklediğinizde seyir zevki oldukça yüksek bir bütün oluşturmayı başarıyor. Bilimkurguseverlerin her daim üzerinde düşünmekten, fikir yürütmekten keyif alacağı bir çok konuya el atarken biraz daha derine inip, işin felsefesini irdeleyen argümanlar oluşturabilse çok daha tatmin edici olabilir, rahatlıkla bir adım öne çıkabilirdi. Yine de insanoğlunun bundan yüzyıllar sonra, yaşam ve ölüm sınırını bile aşmış olsa da mayasının aynı olduğunu ve cinsiyetçilik, seçkincilik, şiddet hatta inanç farklılığı dahil her türden ayrımcılık gibi temelde aynı dertlerle uğraştığını, bir arpa boyu yol alamadığını vurgulaması açısından bile oldukça sarsıcı. Özellikle bilimkurgu hayranlarının bu siberpunk evrene bir göz atmasını şiddetle öneririm, iyi seyirler…

Yazılarımızdan haberdar olmak için abonemiz olun.