Menü

Annihilation (Yokoluş) Film Eleştirisi

  Başlıca rollerini Oscar Isaac, Jennifer Jason Leigh, Gina Rodriguez ve Natalie Portman’ın paylaştığı Netflix filmi  Annihilation’ın yönetmen koltuğunda ise Alex Garland oturuyor.  Danny Boyle tarafından beyazperdeye uyarlanan Kumsal kitabının yazarı, Yargıç Dredd ve yine Boyle tarafından yönetilen 28 gün Sonra’nın senaristi olarak tanıdığımız Garland senaryosunu da yazdığı ilk yönetmenlik denemesi olan Ex Machina ile oldukça beğeni toplamış ve yönetmen olarak ta umut vaat ettiğini kanıtlamıştı. Nedense bu kez Jeff Vandermeer’in Southern Reach Üçlemesinin Annihilitation (Yokoluş) isimli ilk kitabını beyaz perdeye uyarlamayı tercih eden Garland  doğrusu o noktada bile benim gibi kendisinin yazarlığına ve  yaratıcılığına güvenen  seyircide bir miktar hayal…
yönetmenlik - 7
senaryo - 6.5
oyunculuk - 7
görsellik - 8.5
müzik - 6
kurgu - 6.5

6.9

User Rating: 4.65 ( 2 votes)

 

Başlıca rollerini Oscar Isaac, Jennifer Jason Leigh, Gina Rodriguez ve Natalie Portman’ın paylaştığı Netflix filmi  Annihilation’ın yönetmen koltuğunda ise Alex Garland oturuyor.  Danny Boyle tarafından beyazperdeye uyarlanan Kumsal kitabının yazarı, Yargıç Dredd ve yine Boyle tarafından yönetilen 28 gün Sonra’nın senaristi olarak tanıdığımız Garland senaryosunu da yazdığı ilk yönetmenlik denemesi olan Ex Machina ile oldukça beğeni toplamış ve yönetmen olarak ta umut vaat ettiğini kanıtlamıştı. Nedense bu kez Jeff Vandermeer’in Southern Reach Üçlemesinin Annihilitation (Yokoluş) isimli ilk kitabını beyaz perdeye uyarlamayı tercih eden Garland  doğrusu o noktada bile benim gibi kendisinin yazarlığına ve  yaratıcılığına güvenen  seyircide bir miktar hayal kırıklığı yarattı. Yine de  eserin içeriği, bilimkurgu olması  ve çalıştığı oyuncular nedeniyle film için heyecana kapılmak kaçınılmazdı. Amerika’da ve birkaç ülkede daha vizyona girecek olan Annihilation ülkemizde sadece  Netflix üzerinden yayınlanmasına rağmen oldukça ilgi gördü.

Annihilation (Yokoluş) Film Eleştirisi

Annihilation (Yokoluş) Film Eleştirisi

Biyolog olduğunu öğrendiğimiz Lena’nın(Portman)bir yıldır kayıp olan asker eşi Kane(Isaac) aniden ortaya çıkar  ancak hastadır ve özel bir askeri  hastanede karantinaya alınır. Onunla beraber  bu gizli bir tesise götürülen Lena burada  gitgide genişleyen ‘Parıltı’ denilen bir bölgede araştırma yaptıklarını ve Kane hariç giden hiç kimsenin bölgeden geri dönmediğini öğrenir. Tesisin yöneticisi psikolog Dr.Ventress (Jason Leigh) yeni bir ekiple ‘Parıltı’nın kalbine bir yolculuk planlamaktadır ve bunu Kane’e borçlu olduğunu düşünen Lena da  ekibe katılmak için gönüllü olur.

Natalie Portman kanımca rol için çok doğru bir seçim ve filmi oyunculuk manasında neredeyse tek başına bir yere kadar taşıyor. Grubun diğer elemanları ise senaryonun da yeterli alanı sağlamaması nedeniyle  öylece geçip gidiyorlar ekrandan, bir tek  Jennifer Jason Leigh kendisi için yazılan rol pek derinlikli olmasa da tecrübesini konuşturarak bir düzeyi yakalıyor.  En son olarak bu sene ikinci kez(ilki Star Wars)Oscar Isaac’ı potansiyelinin çok altında bir rolde izliyoruz. Belki rolü kabul etmesinin sebebi Ex Machina’da hayran hayran izlediğimiz oyunculuğunu göstermesine vesile olanın Alex Garland olmasıdır. Ancak filmdeki rolü o kadar küçük ve görece önemsiz ki keşke Isaac daha komplike karakterlere hayat verse, böyle kim oynasa olacak rollerle zaman kaybetmese diye düşünmemek elde değil.

Annihilation (Yokoluş) Film Eleştirisi

Annihilation (Yokoluş) Film Eleştirisi

 

Kabul etmek gerekir ki filmin son derece  sıradışı  bir fikri  mevcut. Bu fikri ortaya koyarken kullandığı metaforlar da ilk farkına vardığınızda sizi ciddi anlamda sarsacak kadar özgün ve akılcı. Ancak ne yazık ki filmin fikri geliştirme, işleme aşamasında ciddi dağınıklıklar ve belirsizlikler var. Annihilation’ın  bir kaç türü(gerilim, drama, bilimkurgu, aksiyon) harmanlamaya çalışırken  sanki kafası karışıyor ve filmi de dolayısıyla  fikri de tam anlamıyla tutarlı kılarak bir bütün haline getiremiyor. Üstelik aksiyon ve gerilim beklentisi yaratmasına rağmen bu kısımları ön plana çıkartmadan türler arasında hantal geçişleri ve   üç koldan anlatmaya çalıştığı hikayesi filmin temposunu da oldukça düşürüyor. Yine de özellikle Parıltı’nın içindeki renkler ve planların kimi zaman nefes kesici olduğunun hakkını verelim. Günümüzde görsel efektlerin ne kadar gelişmiş olursa olsun özellikle bir  bilim kurgu filmi için özgün atmosfer yaratmayı başarmak hiç azımsanacak bir şey değil ve kimbilir filmi sinemada izlemek ne kadar keyifli olurdu.

Annihilation (Yokoluş) Film Eleştirisi

Annihilation (Yokoluş) Film Eleştirisi

Seyredenleri en çok  belirsizliği ve açık uçları ile ikiye ayıran Annihilation’un ne olursa olsun özellikle bilimkurgu severlerin beynini uzun süre meşgul edecek yığınla malzemesi  olduğu bir gerçek.

Yazının bundan sonrası izlemeyenler için keyif kaçırıcı ayrıntılar içermektedir.

Annihilation Lena’nın Parıltı’dan dönüşüyle  yani bir anlamda sondan başlıyor. Kendisine sorulan soruları ‘bilmiyorum’ diye yanıtlıyor olsa da  daha en baştan ekipten yüksek olasılıkla tek kurtulanın Lena olduğunu öğreniyoruz. Filmin bundan sonraki akışında paralel olarak beş kadından oluşan ekibin yolculuğunu, Lena’nın kocasıyla göreve gitmeden önce yaşadıklarını ve Lena’nın Parıltı’dan kurtulduktan sonra sorgulanmasını izliyoruz. Aslında sorgulanma kısmı hem herkesin öleceğini öğrendiğimiz için hem de kafamızdaki sorulara  dişe dokunur bir yanıt alamadığımız için oldukça işlevsiz. Çoğu zaman filmin zaten bana göre son derece ağır temposunu daha da ağırlaştırmaktan başka bir işe yaramıyor hatta bu bölümler külliyen filmden çıksa  daha iyi mi olurdu diye düşündürüyor.

Annihilation (Yokoluş) Film Eleştirisi

Annihilation (Yokoluş) Film Eleştirisi

 

 

İkinci kısma yani Lena’nın kocasıyla olan ilişkisine gelince filmin Arrival’a  benzetilme sebebi olan bu kısmın basit bir aldatma olayını derinliksiz bir bakış açısıyla yansıttığını söyleyebiliriz.  Çünkü daha birbirlerini sevdiklerinden emin olmadığımız, ilişkileri hakkında hiçbir şey bilmediğimiz bir çiftin aldatıldığı/aldattığı için intihar görevine gittiklerine inanarak duygulanmamız çok zor. Arrival’ın son derece şık şekilde, hikayesi üzerinden kaderi de sorgulatarak etkileyici sahnelerle bizi  karakterinin çektiği acıya ortak edişi  düşünüldüğünde iki filmi bilimkurguya duygusallık eklemek/eklemeye çalışmak ana teması dışında benzeştirmek bana göre Arrival’a büyük haksızlık olur. Üstelik filmin  neredeyse üzerine  hiç yatırım yapmadan bu temelsiz aşkı hikayenin sonunda hem Kane hem de Lena için geri dönme sebebi olarak tekrar ısıtması manevi mesaj niyetine  filmin neredeyse kalbine yerleştirmesi de anlaşılır gibi değil. Yani bu duygusal kısımlar için sorgu sahneleri gibi amaçsız diyemesek te zayıf, inandırıcı ve etkileyici olmaktan uzak denilebilir.

Annihilation (Yokoluş) Film Eleştirisi

Annihilation (Yokoluş) Film Eleştirisi

Parıltı’ya yapılan yolculuk  ise filmin asıl  cevheri ve  parlak fikrini içeren  kısmı. Annihilation uzaydan bir anda deniz fenerine düşen bir ışık  ile başlayan,  bulunduğu alanda tüm habitatı değiştiren   ‘parıltıyı’ insan vücudunda birdenbire, çoğu zaman nedensizce ortaya çıkıp hücreleri mutasyona uğratarak yayılan  kanserle özdeşleştiriyor. Bölgede bulunan tüm canlıların DNA’sı etkileniyor, türler kontrolsüzce birbiriyle karışıyor. Timsahta köpekbalığı dişleri çıkabiliyor, ağaçlar insan şeklinde büyüyebiliyor. Kanserle savaşan vücut gibi dünya da ‘Parıltı’ ile savaşıyor. Önce askerler gidiyor, belki savunma hücreleri, akyuvarları olarak düşünülebilir vücudun. Parıltı onları kolayca alt ediyor, parçalıyor, bazısını dönüştürüyor. Ardından gönderilen  bilim ekibi ise belki ilaçları, kemoterapiyi  temsil ediyor. Muhtemelen ikinci ekibin  kadınlardan oluşmasının sebebi de bu farklılığı vurgulamak. Savaşanlar erkek, iyileştirenler ise kadın. Ancak filmin bunu şu aralar moda olduğu üzere ağdalı bir pozitif ayrımcılık malzemesine çevirmiyor oluşu takdiri hak ediyor ve bana göre artı hanesine yazılıyor.

Annihilation (Yokoluş) Film Eleştirisi

Annihilation (Yokoluş) Film Eleştirisi

Kanser  tıpkı Parıltı gibi büyürken yok ediyor ama bunu filmin Lena’ya söylettiği gibi kötülük olsun diye değil, doğası gereği yapıyor. İnsanları öldürüyor ama yepyeni yaşam formları oluşturuyor. Burada bilinmeyene, yıkıcı etkinin sonunda ortaya çıkan yepyeni düzene bir övgü de mevcut filmin anlatısında. Hatta ekipten birinin bile isteye çiçeklere karışması film motivasyonunu bize tam olarak geçiremiyor olsa da kanımca bunun bir yansıması.

Annihilation (Yokoluş) Film Eleştirisi

Annihilation (Yokoluş) Film Eleştirisi

Annihilation’un çıkış noktası, fikir ve çıkılan yolculukla oluşturduğu ana yapı olarak  Tarkovski’nin başyapıtı Stalker ile benzeştiği söylenebilir rahatlıkla. Stalker’da da  uzaydan gelen bir etkiyle oluşan, bölgenin yapısını değiştiren, insanları hem korkutup hem de meraklandıran, etkilerinin iyi mi kötü mü olduğu tartışmaya açık bir bölgeye yapılan yolculuk  söz konusu. Tarkovski bu bölgenin, insanların en derin arzularını gerçek kılan odanın ne olduğuna ne olabileceğine dair neredeyse hiç bilgi vermeden yolculuğa çıkan üç kişinin farklı karakterlerinin yardımıyla oluşturduğu farklı bakış açılarıyla insanoğlunun bilinmeze verdiği tepkiyi  irdeliyor. Yani meteforu  insana ışık tutacak  şekilde tasarlayıp kullanıyor.

 

Annihilation’da ise metaforlar ilk keşfettiğinizde heyecan yaratıyor ama  maalesef derinlik kazanmıyor. Film metaforlar üzerinden asıl meselesini ortaya koymak yerine konuyu dağıtıyor ve anlamsız ayrıntılara boğuyor izleyiciyi. Mesela ilk gün uyandıklarında üç gün geçtiğini anlayan ama olanları hatırlayamayan ekibin başına bu bir daha gelmeyince anlamsızlaşıyor. Timsahın ve ayının saldırdığı sahnelerde de ne yeterince  gerilim var, ne de bir patern ve ya bir amaç. Sadece yolda karşılaşılan anlamsız, devamı gelmeyen zorluklar olarak kalıyorlar.

Annihilation (Yokoluş) Film Eleştirisi

Annihilation (Yokoluş) Film Eleştirisi

Birlikte seyahat eden  beş kadın karaktere gelince haklarında  tek bildiğimiz hepsinin (ki kanser olan dışındakilerin mazeretlerinin pek te dişe dokunur olmadığını düşünüyorum) yaşamlarından vazgeçmeye neredeyse hevesli gösterilirken çok fazla da korkuyor olmaları. Deliriyorlar desek delirmiyorlar, yani hepsi değil, değişime uğruyorlar desek aynı şekilde değil. Belki sadece her birini farklı bir tedavi ajanı olarak düşünürsek bu uyumsuzluğu  biraz açıklamak mümkün olabilir. Yine de duygusal anlamda  karakterlerin yaralanıp ölmesi  bile birbirleriyle ilişkileri ve hangi karakterin neye hizmet ettiği son derece yüzeysel olarak geçiştirildiğinden seyirci üzerinde pek fazla bir etki bırakmıyor. Film Stalker gibi insana varacağı yerde, aksine gitgide insandan uzaklaşıyor. Bu belki biraz da senaryonun sorunu olarak görülebilir. Kitaptan uyarlama olması avantajına rağmen film karakterlerini derinleştirmeyi ihmal ederek aksiyon ya da gerilim sayılabilecek  sahnelerle oyalanması ne yazık ki filmin ağır temposuna da bir katkı sağlamıyor. Üstelik Garland kadar iyi bir kalemin  ‘Ya gidenleri öldüren bir şey var ya da delirip birbirlerini öldürdüler’ gibi manasız, korku filmi klişesi bir cümleyi sanki filmin tüm sırrı oradaymışçasına  defalarca kullanması   inanılır gibi değil.

Lena’nın evinin aynısının parıltıda olması, ekibin daha  önceki ekibin başına gelenlere ve  Kane’in Lena’nın kocası olmasına verdiği anlamsız  tepki gibi  pek çok şey tutarsız ve tamamen havada. Ama orada da bitmiyor filmin savrukluğu asıl finalde zirve yapıyor. Lena vücudunda meydana gelen değişimi kanına bakarak saptadıktan sonra vakitlerinin dolduğunu düşünerek fenere ulaşmaları, Dr.Ventress’in duplike olmadan, herhangi bir değişim geçirmeden, o ana kadar savaşmak ister görünürken muhtemelen tevekkül gösterdiğinden patlaması(!), Kane’nin duplikasyonunun Lena’nınkinin aksine arkadaşı gibi yanında dolaşması, Kane’in anlamsız intiharı(karısı onu aldattı diye mi dönmek istemedi?) Kane’in duplikasyonun eve dönmeyi ve ya Lena’yı görmeyi nasıl başardığının anlaşılmaması, Lena’nın duplikasyonunu ve tabii ki bizi oldukça uzun ve sıkıcı bir sahnenin sonunda çocuk gibi kandırması ve  Parıltıdan kurtuluvermesini kafanızda ne kadar çevirirseniz çevirin bulunan açıklamalar tutarlı değil.  Annihiltion  Kane ve Lane’in kanseri yayacak yeni odaklar haline dönüştüğünü(aslında onlar da aynı şekilde dönüşmedi, orada da bir patern yok) ve  uzak metastaz yapacaklarını, Parıltının tüm dünyayı ele geçireceğini ve ne yaparsak yapalım bildiğimiz dünya olmaktan çıkacağını ima ederek bitiyor.

Annihilation (Yokoluş) Film Eleştirisi

Annihilation (Yokoluş) Film Eleştirisi

Belki de serinin diğer iki kitabında bu olanları daha dişe dokunur şekilde yorumlamamızı ve daha mantıklı bir düzleme oturtmamızı sağlayacak bir öykü mevcuttur ama sadece film üzerinden yorumlandığında filmin muğlaklığı en hafif ifade ile can sıkıcı. Bir filmden kansere çare bulmasını beklemiyoruz elbette ama filmin son derece özgün ve ilgi çekici olan  argümanlarının  ‘Kanser işte, hakkında pek fazla bir şey bilmiyoruz, her seferinde farklı davranıyor’a bağlanması en azından benim için tam bir hayal kırıklığı oldu. Yine de  son yıllarda karşımıza çıkan en iyi fikirlerden birine sahip olan Annihilation, özgün atmosferi, kalburüstü görüntü yönetimi, oyunculukları ile ilgiyi hak ediyor, özellikle bilimkurgu severlerin göz atmasını öneririm, iyi seyirler…

 

 

Yazılarımızdan haberdar olmak için abonemiz olun.