Menü

Başlat (Ready Player  One) Film Eleştirisi

Ernest Cline’ın aynı adlı çok satan kitabından uyarlanan Ready Player One’ın  başlıca rollerinde Tye Sheridan, Mark Rylance ve Olivia Cooke paylaşıyor ve ünlü yönetmen Steven Speilberg tarafından yönetilen film meraklısına adeta bir popüler kültür bombardımanı yaparak lunapark misali bir eğlence sunuyor. 2045 yılında yıkılmış, sefalet içindeki dünyada yaşayan insanların tek eğlencesi Oasis adındaki bir sanal oyundur. Her zaman olduğu gibi(!) anne-babasını küçük yaşta yitirmiş olan Wade Watts(Sheridan)bu oyunun yaratıcısı James Halliday’e (Rylance)hayrandır. Halliday ölmeden önce bu muhteşem sanal dünyanın içine bir bilmece saklamıştır. Bilmece üç aşama/üç anahtardan oluşmaktadır ve bu üç anahtarı ele geçiren kişi Oasis’in sahibi olacaktır. Wade, Oasis’teki…
yönetmenlik - 9
senaryo - 7
kurgu - 7.5
görsellik - 9
müzik - 9
oyunculuk - 6

7.9

User Rating: 4.08 ( 2 votes)

Ernest Cline’ın aynı adlı çok satan kitabından uyarlanan Ready Player One’ın  başlıca rollerinde Tye Sheridan, Mark Rylance ve Olivia Cooke paylaşıyor ve ünlü yönetmen Steven Speilberg tarafından yönetilen film meraklısına adeta bir popüler kültür bombardımanı yaparak lunapark misali bir eğlence sunuyor.

2045 yılında yıkılmış, sefalet içindeki dünyada yaşayan insanların tek eğlencesi Oasis adındaki bir sanal oyundur. Her zaman olduğu gibi(!) anne-babasını küçük yaşta yitirmiş olan Wade Watts(Sheridan)bu oyunun yaratıcısı James Halliday’e (Rylance)hayrandır. Halliday ölmeden önce bu muhteşem sanal dünyanın içine bir bilmece saklamıştır. Bilmece üç aşama/üç anahtardan oluşmaktadır ve bu üç anahtarı ele geçiren kişi Oasis’in sahibi olacaktır. Wade, Oasis’teki ismiyle Parzival ilk anahtarı ele geçirince kıyamet kopar çünkü şirket hissedarları yönetimin bir çocuğun eline geçmemesi için ne gerekirse yapmaya hazırdır. Yine de arkadaşları Aech, Sho, Daito ve yeni tanıştığı Artemis’in de yardımıyla Parzival bu bilmeceyi çözmeye en yakın olan kişidir.

Film Wade’in dış sesi  ile bize bir parçası olduğu dünyayı tanıtması ile başlıyor. Bu aslında biraz uzunca, yarattığı evreni biraz fazla açıklayan giriş kısmında da filmin söylediği gibi bu sanal ortam yavaş yavaş sahici olanın yerini almakta. Bunu çok ileri gelecek olarak ta görmemek lazım çünkü günümüzde sosyal medya, en fazla da twitter sanal platformda fikrinizi kim olduğunuzdan bağımsız olarak belirtmenizi sağlıyorsa, herkes sizi göstermek istediğiniz kadarıyla görüyorsa bu gün takma isimlerin arkasından söylenenlerin, yapılanların  yarın avatarlarla girişilen savaşlara, yarışlara dönüşmesi gayet mantıklı.  Yani insanoğlu Oasis’i çoktan keşfetti, sadece geliştirmesi, sanallığına sanallık katması, bizi kim olduğumuzdan daha çok uzaklaştırması  gerekli. Tabii böyle bir dünyada insanoğlu ne yer ne içer ve daha önemlisi yiyeceği kim üretir söylemek zor, neyse ki bu sevimsiz konular Ready Player One’ın ilgi alanına girmiyor. Giriş kısmında aklımızdan geçer gibi olan bu düşünceler  film hem dünyada hem de sanal dünya Oasis’te tüm hızıyla akmaya başlamasıyla da zaten uçup gidiyor.

Öyle ki 80’lerde  çocuk olan ve ya filme bu pencereden yaklaşmayı becerebilen popüler kültüre hakim herkesi içine çekip kalp atışlarını hızlandıran, bazen kahkaha attıran, bazen hüzünle gülümseten bir seyirlik  Ready Player One. Daha en başında yarış sahnesinin çılgın kurgusuyla seyircisini serseme çeviren film, içinde King Kong’tan Street Fighter’a, Chucky’den Staying Alive’a, Batman’den  Iron Giant’a pek çok gönderme barındırıyor. Ready Player One’ın en önemli artısı ve Speilberg’ün yönetmenliğinin alemet-i farikası ise bu göndermeler bombardımanını süslemeyi ve her birini özenle, seyirciyi tam kalbinden vuracak şekilde filmin akışı içine yerleştirmeyi de başarıyor olması. Örneklemek gerekirse filmde  Staying Alive fonda müzik olarak kullanılmıyor sadece, çalmaya başladığı an özenle seçilmiş ve sahne disco kültürüne bir güzelleme şeklinde tasarlanmış. Ayrıntılarla tadını kaçırmayalım ama sadece Cinnet(The Shining) filmine yapılan göndermeler bile   pek çok sinemaseverin aklını başından alacak türden.

Filmin sinematografik olarak ta son derece başarılı olduğunu, gerek yarattığı sanal dünyanın gerekse gelecekteki dünyanın ayrıntılarının çok iyi düşüldüğünü, fazla özgün olmasa da özenli olduğunu ve  göze çok güzel göründüğünü söylemeden geçmeyelim. İki ayrı dünyada temposunu bir saniye düşürmeden akan film ağırlığı sanal dünyaya vermekte son kısmına kadar bir sakınca görmüyor. Son kısımlarda  iki dünyanın olay akışındaki ağırlığını dengelese de takip sahneleri ve gerçek dünyadaki tehditler doğrusu biraz sönük kalıyor.  Filmin başı ve sonu arasında çılgınca akan iki koca saatte  aklınızın ucuna gelmeyen ‘çocuk filmi’ tanımlaması ne yazık ki  kendini hatırlatıyor. İşte o zaman Wade’in kaybettiği teyzesine hiç üzülmediğini, aşk ya da arkadaşlık  sandığı şeylerin  çok ta derine gitmediğini, karton kötü adamı ve filmin elindeki malzemeye rağmen sistem eleştirisinin yakınına bile uğramadığını  fark ediyorsunuz.  Bu durum neşenizi pek kaçırmasa ve sizi bu kadar eğlendiren  filme kızmak içinizden gelmese de Ready Player One’ın sıradan bir çocuk filmi formatında klişelerden oluşan bir öyküsü olduğu, üstelik filmin buna herhangi bir twist, dişe dokunur bir çatışma ve karakter derinliği falan da eklemediği bir gerçek. Ancak Speilberg’ın amacı, aksine özellikle de bu klişenin üzerine bir görsel şölen, akıp giden bir macera döşemek ve daha da önemlisi sevdiği/sevdiğimiz ne kadar burun kıvırsak ta her birimizi öyle ve ya  böyle yakalamış olan popüler kültüre saygılarını sunmak.


Özellikle kariyerinin başlarında çektiği Jaws, E.T, Jurassic Park, İndiana Jones ile gişe filmlerine prestij kazandırarak sinemaseverlerin gönlünde taht kuran, ardından Er Ryan’ı kurtarmak, Schindler’in listesi ile Oscar’a uzanan, hala neredeyse her çektiği filmle Oscar’a aday olmayı sürdüren ama nedense son yıllardaki filmleriyle ana akımın tutucu bir temsilcisi olmakla eleştirilen bir zamanların dahi çocuğu hakkında ne söylenirse söylensin ilerlemiş yaşına rağmen bunu  daha iyi yapabilecek bir yönetmen olduğunu da sanmıyorum. Kısacası Speilberg’in dehasına, yönetmen olarak vizyonuna duyduğumuz saygıyı  pekiştiren ve onun  içimizdeki çocuğa her zaman iyi geleceğini  hatırlatarak bize adeta ‘kaybolan yıllar’ımızı geri veren bir  film Ready Player One. Lütfen sinemada, mümkünse IMAX izleyin, iyi seyirler…

Yazılarımızdan haberdar olmak için abonemiz olun.