Menü

Bir Başkadır; Türkiye’ye Dair Cevapsız Sorular

Digital platformda izlediğimiz en iyi yerli dizilerden biri olan Masum’a imza atmış olan yazar yönetmen Berkun Oya’nın yeni dizi projesi Bir Başkadır geçtiğimiz hafta sekiz bölüm olarak  Netfilx’te yayınlandı. Öykü Karayel, Fatih Artman, Defne Kayalar, Tülin Özen, Alican Yücesoy, Settar Tanrıöğen ve Funda Eryiğit’ten oluşan geniş oyuncu kadrosu ile de dikkat çeken dizi oldukça beğenildi ve ülkemizde yüksek izlenme oranlarına ulaştı.

Dizinin ana karakteri olan Meryem(Öykü Karayel) kenar mahallede abisinin ailesiyle birlikte yaşayan ve  temizliğe giderek evin geçimine katkıda bulunan bir genç kız. Okumamış olmasına rağmen akıllı ve beklemediğimiz ölçüde sarkastik bir karakter ve onun bu özelliği yani çevresindeki hemen herkesi sevimli ve doğal bir şekilde iğneleyen tavrı, dizinin seyir zevkini en fazla arttıran unsurlardan biri. Ara sıra bayılmaları olduğu için psikiatriste yönlendirilen Meryem’in ilk seansı ile açılan dizi onun ve hayatında olan veya hayatına giren insanların öykülerini ve birbirlerine bakış açılarını anlatırken bir Türkiye temsili ortaya koymaya çalışıyor. Zaten dizinin adı Bir Başkadır, ülkemiz insanları için yarım bir tanımlama, hepimiz cümlenin  benim memleketim olarak tamamlanması gerektiğini biliyoruz. Dizinin ülkemizde yaşayan değişik sosyoekonomik ve kültürel düzeyde pek çok karakterin öyküsünü kesişen yollarla birbirine bağlama iddiasına yani memleket temsiline hizmet edecek karakter seçimlerine gelince, bu Türkiye tablosu son on-on beş yılda epey değişmiş olabilir aslında. Elbette bütün başörtülüler fakir değil veya laiklerin büyük çoğunluğu zengin değil ama diziyi yönetmenin anlatmayı seçtiği karakterlerin tutarlılığı üzerinden değerlendirmek sanırım daha doğru olur. Çünkü Bir Başkadır  var olduğunu bildiğimiz karakterler anlatıyor ve bu karakterlerin çoğunu son derece  tanıdık ayrıntılarla, sahici diyaloglarla aktararak en azından başrol karakterleri  bazında bana göre hedefine ulaşıyor. Bunda incelikle yazılmış doğal diyaloglar kadar bu diyalogları yükselterek kusursuza yakın performanslar sunan oyuncu kadrosunun da payı büyük. Hele diziyi büyük oranda sırtlayan Öykü Karayel(Meryem)ve Fatih Artman’ın(Yasin)üst düzey performanslarına kapılmamanın imkanı yok.

Bir Başkadır, ilk iki bölümde hem Meryem’in hem de psikiatristi Peri’nin terapi seanslarını birbiri ardına izletip aralarındaki zıtlığı, benzerliği, önyargıları temposunu da çok iyi ayarlayarak gözler önüne sererken seyirciyi hemen yakalıyor. Üstelik bölüm sonlarında bize Ferdi Özbeğen’in canlı kayıtlarını izleterek özlenen bir döneme vurgu yapıp kalbimizi de kazanıyor. Ancak  dizi diğer karakterlere doğru öyküsünü açmaya başladığında ne yazık ki irtifa kaybediyor. Yollar ne kadar kesişiyor olsa da farklı farklı öykücüklerin arası açılmaya başlıyor.  Asıl önemlisi ülkemizin insanları arasında vurgulanan zıtlık ve benzerlikler, içe atılan öfkeler, iletişim kuramamalar, ikiyüzlülükler, önyargılar yargılayıcı olmaktan uzak bir üslupla ve bazen çok etkileyici sahnelerle aktarılsa da bir ana öykü, bir bütün oluşturamıyor ve sadece durum tespiti aşamasında kalıyor. Her karaktere bir çıkış, bir mazeret arayan bireysel bakış açısı, Peri’nin anne babası, Gülbin’in kardeşi veya Sinan’ın annesi gibi bir sonraki halkada yer alan karakterleri iyice klişe ve derinliksiz hale getiriyor. Tek tek son derece etkileyici olan sahneler, diyaloglar bütünü kanımca yeteri kadar desteklemiyor. Ayrışmalarımızı gösterse de bunun sistem tarafından oluşturulan temeline inmiyor veya bunu toplumsal bir eleştiri haline getirmiyor. Yani senaryosunda sık sık karşımıza çıkan cevapsız sorular gibi Türkiye’nin ayrışma gerçeğinin ardındaki pek çok soruyu cevapsız bırakıyor.

Son bölümlerde ise dizi, karakterlerin çoğunu sanki çıkmadıkları bir yolda mutlu sona ulaştırmaya çalışırken bir peri masalına dönüşmeye başlıyor. Ruhiye’nin ağır bir depresyondan tek bir yüzleşmeyle hemen çıkıvermesi veya Hayrünissa’nın verdiğini görmediğimiz bir mücadeleyle zafer kazanması kolaycı ve fazlasıyla iyimser duruyor. Gülbin’in hikayesi, onun ailesiyle olan meselesini irdelemekten, hatta ailesinin Türkiye tablosundaki yerini irdelemekten çok uzağa düşüyor, hatta belki bundan kaçınıyor. Aynı kaçınma Hayrünissa ve arkadaşının ilişkisi için de geçerli. Belki bir tek Peri ve Meryem bir şeylerin ayırdına varıp bir arpa boyu yol gidebiliyor ancak onların hikayesinin bağlandığı yer de mantıklı olsa da tatminkar değil maalesef. Çünkü gerçek çatışmalar yaşamadan, sadece yüzümüze tutulan aynaya bakarak önyargılarımızdan kurtulmak, birbirimizi anlamak çok ta mümkün görünmüyor.

Bir başkadır teknik açıdan son derece başarılı bir dizi. Görüntü yönetimi, ayrıntıları incelikle vurgu yapan rejisi, mekan seçimlerindeki ve tasarımındaki özen ile göz dolduruyor. Dizinin Yeşilçam esintili müzik seçimleri ile nostalji üzerinden yakalamaya çalıştığı etki ise müziklerle sahnelerin doku uyumu açısından kanımca biraz zayıf kalıyor.

Sonuç olarak, Bir Başkadır’ın ana bir hikaye örmekte ve bazı karakterler için çatışmaların altını çizmekte zaafları olsa da, iyi gözlemlerini, ince bir mizah anlayışı,  dokunaklı sahneler, doğal diyaloglar ve üst düzey oyunculuk performansları ile süsleyerek içimizde gizli kalmış ön yargılara ayna tutmaya çalışıyor ve ülkemize dair, izlemesi keyifli, iyimser bir durum tespiti yapmayı başarıyor, iyi seyirler…

Yazılarımızdan haberdar olmak için abonemiz olun.