Menü

Bir Yıldız Doğuyor(A Star is Born) Film Eleştirisi

  Defalarca sinemaya uyarlanan bir öykü olan Bir Yıldız Doğuyor Bradley Cooper'ın yönetmenliğinde bir kez daha beyazperdede, üstelik yurtdışında yarattığı heyecana bakılırsa hatırı sayılır bir Oscar şansı da var filmin.  Bu öykünün bu kadar benimsenmesinin, sevilmesinin nedeni hem eski tarihli filmlerin özellikle Amerika’da genç nesilden fazla ilgi görmemesi ve  hem de şu meşhur Amerikan rüyasını yeniden parlatması kanımca. Aynı dönemde vizyona giren Bohemian Rhapsody’nin aldığı eleştirilerin büyük kısmı filmin risk almadığı ve formüller üzerinden anlatıldığı idi. Buna karşı çıkmak mümkün olmasa da ilginç şekilde çok beğenilen  Bir Yıldız Doğuyor da  dördüncü  yeniden çevrim olmasının yanında  tam anlamıyla  bir formül filmi.…
yönetmen - 7
senaryo - 6.5
müzik - 8
görsellik - 7
oyunculuk - 7
kurgu - 6.5

7

User Rating: Be the first one !

 

Defalarca sinemaya uyarlanan bir öykü olan Bir Yıldız Doğuyor Bradley Cooper’ın yönetmenliğinde bir kez daha beyazperdede, üstelik yurtdışında yarattığı heyecana bakılırsa hatırı sayılır bir Oscar şansı da var filmin.  Bu öykünün bu kadar benimsenmesinin, sevilmesinin nedeni hem eski tarihli filmlerin özellikle Amerika’da genç nesilden fazla ilgi görmemesi ve  hem de şu meşhur Amerikan rüyasını yeniden parlatması kanımca.

Aynı dönemde vizyona giren Bohemian Rhapsody’nin aldığı eleştirilerin büyük kısmı filmin risk almadığı ve formüller üzerinden anlatıldığı idi. Buna karşı çıkmak mümkün olmasa da ilginç şekilde çok beğenilen  Bir Yıldız Doğuyor da  dördüncü  yeniden çevrim olmasının yanında  tam anlamıyla  bir formül filmi. Lady Gaga’nın(Çok ünlü ama  sıradışı bir başrol) güzel sesinden şarkılar, Cooper ve Gaga’nın uyan ve perdeye gayet samimi şekilde yansıyan kimyası, Amerikan rüyası, kahramanlarının tüm iyi niyetlerine rağmen yürümeyen imkansız bir ilişki. Yani beklediğiniz ne varsa filmde mevcut ve ama Bradley Cooper bu ögeleri samimi anlatımı ile yumuşatarak  defalarca çalışan bir formül olsa da formülizeymiş gibi görünmemesini sağlamayı başarıyor. Kahramanlarımızın tanıştıkları ortam olarak seçilen bar bile aslında bu formülün bir yansıması.  Olur da bir ödül söz konusu olursa filmin oradan da puan kazanacağı aşikar.

Kağıt üzerinde aynı hikaye olsa da, aynı formüllleri kullansa da  1976 yılındaki Kris Kristofferson ve Barbra Streisand’lı filmdeki çiftten farklı bir çift karşımızdaki. Onların aşkı biraz daha alevliydi sanki ve  Esther (Barbra Streisand) karakteri ise daha güçlü olarak çiziliyordu. Jackson Maine (Bradley Cooper)  ve  Ally’nin(Lady Gaga) daha yumuşak karakterine, elbette  Cooper’ın yorumu olarak bakmak mümkün. Maine sanki biraz  Jeff Bridges’ın Crazy Heart’ını örnek alarak yazılmış gibi dursa da geçmişinin ayrıntılandırılması  filme olumlu olarak yansiyor  ve  Cooper’ın  başarılı oyunculuk  performansı filmi ciddi manada sürüklüyor. Malesef aynı şeyi özellikle elinde mikrofon olmayan anlarda Lady Gaga için söylemek zor. İkisinin birlikte olduğu sahneler filmin samimi anlatımı ve uyan kimyalarıyla gayet iyiyken, dramatik yükün Gaga’nın üzerinde olduğu sahneler maalesef çalışmıyor. Bu açıdan Oscar ödülünde adının geçmesi filmin yakaladığı başarı ve bu yıl fazla öne çıkan kadın oyunculuk performansı olmamasıyla açıklanabilir belki. Yani kanımca ödülü kazanması Amerikan rüyasının bile  bambaşka bir seviyeye taşınması demek olur. Akademi ödüllerinde yardımcı erkek oyuncu kategorisinde adaylık için   adı çokça geçen bir başka isim ise Jackson’un abisine hayat veren Sam Elliott. Emektar oyuncunun ödüllendirilmesine elbette lafımız yok ama ne rolün  ne de performansının çok ışıldadığını söylemek zor.

Hakkını verelim, Cooper’ın  ilk yönetmenlik denemesi olmasına rağmen oldukça yetkin bir bakış açısıyla yakaladığı  içten anlatım tarzı filme büyük katkı sağlıyor ama senaryo olarak  formüllerin esiri olan kısımlar göze batıyor. Zaman zaman diyaloglar akmıyor veya rehabilitasyonda durup dururken anlatılan geçmiş deneyimin  en son sahneye bağlanması en hafif manada acemice duruyor.  Aslında   A Star is Born’un  ilk yarısı aşk filmlerinin en önemli sınavını başarıyla veriyor  yani tanışıp aşık olma kısmında  inandırıcılık sorunu yaşamıyor film. Ancak sonlara doğru arka arkaya dizdiği olaylar yüzünden ve anlattığı ilişkiyi karakter bazında derinleştiremediğinden  inandırıcılığını kaybediyor. Cooper  aslında Maine’in geçmişiyle, Ally’nin zayıflığı(hırsı diyemiyorum) ve yükselişindeki kontrolsüzlük ile  filmi bambaşka yerlere taşıyabilecek malzemeyi yaratıyor. Konuyu kıskanmanın, bir sanatçının kendine güvensizliğinin  ötesine taşıyabilecek adımı da atıyor ama maalesef gerisini getiremiyor. Bunun nedeni Amerikan rüyasına zarar verme endişesi belki de.  Çünkü karakterlerinin birbirlerinden uzaklaşmasını, Jackson’un gitgide dibe vurmasını  ‘beni kimse sevmiyor onu seviyorlar’dan bu kadar hızla yükselen birinin baş dönmesine, kendinden vazgeçmesine, dönüşümünün en çok onu seven insanı incitmesine bağlamak, Amerikan rüyası seni öğütür, şöhret olmak biraz da halkın iplerini oynattığı bir kukla olmaktır demek sanki biraz daha cesaret gerektiriyor. Üstelik bunun vurgusunu sıra dışı karakteri ve  dış görünüşüyle kalıpları zorlamasıyla  öne çıkan bir isim olan Lady Gaga’nın yapması  çok etkili de olabilirdi. Ama Gaga ironik biçimde genelde çizdiği görüntünün tam aksini yansıtıyor perdeye. Kendi adıma Jackson’ın Ally’e ‘çirkinsin’ dediği sahnede film için epey umutlanmıştım.  Keşke film o yolda yürüse, Jackson’un  son tahlilde verdiği karara onun yolundan çekilmek istemesinin (ki hiç inandırıcılığı yok)değil  sevdiği, gönülden bağlandığı o saf kızın  dönüştüğü şeye katlanamamasının sebep olduğunu, bu nedenle  hayata karşı inancını hepten yitirdiğini söyleyebilseydi. O zaman 2018 yılının A Star is Born’unun fark yarattığını, bir şeylerin üzerine gidebildiğini söylemek belki de mümkün olur, aynı filmi neden bilmem kaçıncı kez izliyoruz hissinden kurtulurduk.

Filmin müziklerine gelince özellikle iki şarkısının Oscar almasına kesin gözüyle bakılan Shallow ve son sahnede ağlatan  I will never love again’in öne çıktığını söyleyebiliriz. Lady Gaga’nin sesi muhteşem elbette ama filmin diğer şarkılarının oldukça  vasat olduğu kanısındayım.  Müzisyen olmamasına rağmen  film için gitar ve piyano dersleri alan bir hayli de çalıştığı belli olan Bradley Cooper sahne performanslarında da, ses olarak ta hiç aksamıyor.  Özellikle ikilinin Shallow’u birlikte söyledikleri sahne hem müzikal hem de sinemasal manada son derece başarılı.

Sonuç olarak A Star is Born  Cooper’ın hem oyunculuğu hem de  samimi anlatımı ile bir çizgiyi yakalayan,  müzikleri, Lady Gaga’nın sesi, bazı müzikal sahnelerdeki başarısı  ile  sinemada sıkılmadan izleyebileceğiniz hüzünlü bir aşk filmi. Fazlası var mı derseniz maalesef yok, iyi seyirler…

 

 

 

 

  

 

Yazılarımızdan haberdar olmak için abonemiz olun.