Menü

Black Mirror İnteraktif Bölümü Bandersnatch Eleştirisi

Daha önceki sezonlarında aklımızı başımızdan alan, paranoyalardan paranoya beğendiren, tabiri caiz ise seyircisini yerden yere vuran Black Mirror, en son bölümünün interaktif olacağını açıkladığında haliyle büyük merak uyandırmıştı ve bu kez başımıza nasıl bir çorap öreceği meçhuldü. Nihayet bölüm yayınlandı, biz de karşısına geçtik.

Bandersnatch ilk önce bu formatın her cihaza uygun olmadığı bilgisini veriyor seyirciye. Çok yeni model değilse televizyonda seçenek işaretlemek sıkıntılı. Bundan yola çıkarak, bilgisayar, telefon ve tabletin  formata daha uygun olduğu ve aynı zamanda sinemada ya da televizyonda yani topluca izlenemeyeceğini de açıkça anlaşılıyor.  Sinema ve diziler için beğeninin  insanların deneyim ve duygulanımlarından, beklentilerinden ve tercihlerinden  belirgin derecede etkilendiği düşünüldüğünde çok ta uzak olmayan bir gelecekte film ve dizilerin interaktif şekilde hazırlanmaya başlanması kulağa hiç te garip gelmiyor. Üstelik  biraz sosyal medyanın toplumu ittiği bireysellikten, biraz her koyun kendi bacağından asılırcılıktan ve  ben özelimcilikten beslenecek olan bu interaktif formatın yaygınlaşması  olayın sinema salonlarından Netflix’in ekmeğine yağ sürer şekilde daha bireysel mecralara yönelmesine de zemin hazırlayabilir. Diziye bunun provası gibi bakmak biraz komplo teorisi olsa da çok ta mantıksız değil. Hele ki interaktif oynanan bilgisayar oyunlarının bu kadar yaygın olduğu bir zamanda…

Relax! Don’t Do İt!

Artık gün geçmiyor ki seksenlerin şarkıları kulağımızın tozunu almasın, bu da bir trend ama tabii bu kadar kullanılırsa  yakında sıkacaktır. Neyse ki şimdilik çalışıyor ve Bandersnatch’in hikayesi bu modayı ıskalamamak adına seksenlerde geçiyor. Annesini küçükken kaybetmiş babası ile yaşayan Stefan  Butler annesinin çok sevdiği bir kitaptan yola çıkarak interaktif bir oyun için kod yazmak üzere bir şirket ile anlaşma imzalıyor. Bu süreçte de şirketin yıldız kod yazıcısı Colin’nin tuhaflıkları, kodu zamanında yetiştirme stresi, annesinin ölümüne dair suçluluk duygusu, babasına karşı biriktirdiği  öfke  ile baş etmeye  çalışıyor. Bandersnatch hikaye akışı sırasında eski bölümlerine selam çakmaktan, işin içine direkt kendisi karışmadan önce Nosedive ne Metalhead’e gönderme yapmaktan geri durmuyor. Ama bu küçük, hoş göndermeler dışında interaktif olmasına rağmen anlatılan  hikayenin hiç twisti veya çekici bir yanı yok maalesef. Gidilen yolların tümünde hem olaylar hem de anlatım tekdüze. Sizi biraz heyecanlandıran bir yol bulsanız bir sonraki seçimde ya duvara tosluyorsunuz veya aynı şeyleri tekrar etmekten sahnenin etkisini yitiriyorsunuz. Genel anlamda paralel evrenlerin her yapılan seçimle çoğalması ve gerçek diye bir şeyin olmadığı, geçmişin ve elbette geleceğin değiştirilebileceği gibi büyük lafları var. Ancak bunlar sadece seyirciyi  oyalamak adına öyküye yerleştirilmiş gibiler. Çünkü dizinin varmaya çalıştığı nokta çok farklı kanımca.

Senaryoda önemli ve önemsiz  seçimler var. Mesela kaset seçtiğinizde dinlediğiniz şarkı değişiyor sadece yani bu göstermelik bir seçim dizi için. Ama annenizden bahsetmek istemediğinizde iş değişiyor. Geçmişte ciddi bir travması olan bir ergenin önündeki seçenekler Black Mirror’a göre çok karanlık. Siz Stefan’a kendisini kurtaracak seçimleri yaptırsanız bile Black Mirror/Netflix  onu tekrar hayatını mahvedecek  çizgiye getiriyor. Üstelik bunu yaparken dramatik bir mazeret, bir tesadüf filan eklemiyor senaryosuna. Sizi başa döndürüveriyor. Bu kuralları baştan belli bir oyunda  kabul edilebilir belki ama bir dizi için ‘Game Over’ yani yanlış seçenek söz konusu olabilir mi?

Yaptığınız tüm tercihler  dizi için bir yere kadar anlamlı. Bandersnatch bir noktadan sonra sizi nereye götüreceğine kendisi karar veriyor. Bunu kaderciliği desteleyecek bir söylem olarak kabul etmek te çok zor çünkü Stephan’ın ve tabii seyircinin geçmişi veya geleceği değiştirememesinin nedeni kendi seçiminizi yapmanıza müdahale ediliyor olması. Yani varılan nokta seçiminizin doğal sonucu değil kesinlikle. Stefan sizin onu yönlendirdiğiniz paranoyasıyla boğuşurken Black Mirror da sizi yönlendiriyor. Diyor ki sen özgür iraden var sanıyorsun ama önüne her ne koyarsam onu izleyeceksin. Bu labirentten çıkış yok. 

Diziyi/filmi bir kenara bırakın  biz insanların  özgür irademiz olduğuna, hayatımıza kendimizin yön verdiğine, seçimlerimizin bize ait olduğuna inanmaya  ihtiyacımız var. Oysa Bandersnatch özgür iradeyi sorgular hatta destekler  gibi görünürken bizi kıskıvrak yakalayıp açtığı alanda oynamamızı istiyor.  Bir dizinin size sunduklarını beğenmedim diyebilirsiniz. Ancak sözkonusu olan interaktif bir deneyim olunca bilgisayar, tablet başında daha çok zaman geçirerek doğru seçim yaparsam varacağım doğru bir yer var umudunun, yani bir yanılsamanın peşine düşmek olası. Bu format, bu hesap tutar mı? Gitgide daha iyi senaryolar yazılıp daha büyük ve çekici oyunlar kurulacağı, daha çok seçenek sunulacağı ve sinemanın en büyük illüzyon olduğu düşünülünce neden olmasın? İyi seyirler….

Yazılarımızdan haberdar olmak için abonemiz olun.