Menü

Bumblebee Film Eleştirisi

Çeşitli taşıtlara dönüşebilen robotların bir kısmının dünyayı yok etmek isterken , diğer kısmının insanoğlunun kurtulmasına yardım etmesini anlatan dünyaca ünlü çizgi roman serisi Transformers ilk kez 2007 yılında beyaz perdeye uyarlandı. Gayet özgün bir fikrin yanında teknolojik açıdan da iyi kotarılmış, hem aksiyon hem mizah hem de başkarakterinin Bumblebee ile kurduğu dostluk sayesinde iyi kötü bir duygusal yan hikaye de içeren, robotların olduğu kadar insanların kahramanlıklarından da  nemalanan bu uyarlamanın beğeni toplaması, dünya çapında iyi gişe yapması sürpriz olmadı. Özgün fikir derken yanlış anlaşılmasın çizgi filmin  ana fikrinden yani şekil değiştiren robot-taşıt-uzaylıdan bahsediyorum. Yoksa hadi ilk filmi bir yana koyalım, Transformers’a 2017 senesine kadar yapılan dört film daha bunun üzerine pek bir şey koymadı. Seyirci çocuksu bir adanmışlıkla bu filmleri izlemeye ve bağrına basmaya devam etti ancak son iki hatta üç  filmde sebep sonuç ilişkisinden yoksun robot dövüşü serinin en azılı hayranlarını bile bıktırdı.  Taze kan arayışı bir spin off fikri doğurdu ve  en sevilen en sevimli  Transformers olan Bumblebee’e bir film çekilmesi için kollar sıvandı.

 Önceki beş filmin yönetmeni Michael Bay’in  bu kez yapımcı olduğu Bumblebee’yi  ilk filmi Kubo and the Two Strings’le son derece özgün bir animasyona imza atan Travis Knight yönetiyor. Bu bilgi içimize biraz su serpmiş olsa daChristina Hodson tarafından kaleme alınan hikaye öyle bilindik ve sürprizsiz ki sevicimizi kursağınızda bırakıyor. Öncelikle moda olduğu üzere bu kez kahramanımız bir kız ve evet elbette uyumsuz, ezik, yalnız ve trajik te bir hikayesi var. Okulda herkes onunla dalga geçiyor, bir de sakar üstelik. Tesadüf eseri karşılaştığı Bumblebee sayesinde hayatı bir anlam kazanıyor. Fark ettiğiniz üzere hikaye ilk filmdekinin daha da basitleştirilmiş versiyonu gibi. İlk film, başkarakteri  Sam’e yüklenen bir misyona, kötü adam bazında hem komik, hem de azimli Ajan Simmons(John Turturro), kahramanlığı metrelerce öteden belli Kaptan Lennox(Josh Duhammel), güzeller güzeli Megan Fox gibi yan karakterlere sahipken, bufilm sadece Bumblebee’nin Charlie(Hailee Steinfeld)ile ilişkisine odaklanıyor. Charlie’nin ona nedense hayran komşusu Memo(Jorge Lendeborg Jr), annesi ve annesinin sevgilisi hikayenin akışına bir miktar katkı sağlamak adına yazılıvermiş gibi duran  içi boş karakterler. Ama filmin asıl parodi karakteri John Cena’nın hayat verdiği Ajan Burns. Bumblebee ile onun arasındaki  gözgöze(!)geldikleri anda biten savaş, hele o son selam o kadar kolaycı, klişe ve  inandırıcılıktan uzak ki göz devirmemek imkansız. Decepticonların insanları kandırmaları olayına, Amerika’nın en çok korunan tesislerine sızma kolaylığına, Bumblebee’nin ne zaman devrelerinin yanıp hangi koşullarda  düzeldiğinin hiç belli olmamasına filan zaten girmiyorum.

 Son iki filmdekilerin  seyirciyi canından bezdirdiği düşünüldüğünde yönetmenin autobotlarla decepticonların neredeyse her sahnede dövüştüğü göz, beyin yoran aksiyondan da mümkün mertebe uzak durması, aksiyon  sahnelerini hem süre hem de kareografik olarak çok abartmamış olması mantıklı ama filmin elinde süresini doldurmak adına  80’ler ve Charlie ile Bumblebee’nin dostluğuna eklemlediği (büyüme öyküsü diyemiyorum)benzerlerinin ısıtılıp ısıtılıp önümüze konduğu bir high scholl filminden fazlası olmayınca bu tercih filmin  temposuna olumsuz olarak yansıyor. Üstelik seyirciyi oyalamak adına Bumblebee’nin konuşma şekli veya arabaya dönüşüvermesinin  de artık cazibesini epey yitirdiği bir gerçek. Filmin ilk hikayenin öncesini anlatma tercihi bile hikayeyi zenginleştirme, dişe dokunur bir alt yapı oluşturma azminden çok yükselen değer seksenlerden  mümkün olduğunca yararlanmak istemesi sanırım. Zaten bir sonraki sahneyi kolaylıkla tahmin edip umutsuzca farklı bir şeyler olmasını beklerken tek teselliniz neredeyse 80’lerde hit olmuş tüm müziklerin filmde kendine  yer bulması oluyor. Yüz güldüren nadir şeylerden bir diğerinin de Charlie’ye hayat veren Hailee Steinfeld’in  samimi oyunculuğu olduğu söylenebilir.

Transformers’ın aslına dönmesi olarak yorumlanan duygusal tonun arttırılması hamlesi bir öncekinden daha gürültülü, daha muhteşem kapışmalar içerme derdinde olan bir film izlemekten iyi elbette. Ancak  farklı bir hikaye peşine düşme gayretine bile girmeyen filmin elinde bu kadar bütçe(135 milyon dolar), böylesi büyük imkanlar varken  formüller ve  ucuz numaralarla gişede istediğini alıyor olması işin en kötü tarafı. Ama ben eğlendim, başkarakterin kadın olması, çok fazla itiş kakıştan kaçınılması, Bumblebee’nin yaramazlıkları, dünyanın bir kez daha tereyağından kıl çekercesine bir çocuk tarafından kurtarılması, biraz da 80’ler sosu bana yetti diyorsanız, bu yeniden çevrimlerin, kopyala yapıştırların sonu gelmeyecektir, iyi seyirler…

Çeşitli taşıtlara dönüşebilen robotların bir kısmının dünyayı yok etmek isterken , diğer kısmının insanoğlunun kurtulmasına yardım etmesini anlatan dünyaca ünlü çizgi roman serisi Transformers ilk kez 2007 yılında beyaz perdeye uyarlandı. Gayet özgün bir fikrin yanında teknolojik açıdan da iyi kotarılmış, hem aksiyon hem mizah hem de başkarakterinin Bumblebee ile kurduğu dostluk sayesinde iyi kötü bir duygusal yan hikaye de içeren, robotların olduğu kadar insanların kahramanlıklarından da  nemalanan bu uyarlamanın beğeni toplaması, dünya çapında iyi gişe yapması sürpriz olmadı. Özgün fikir derken yanlış anlaşılmasın çizgi filmin  ana fikrinden yani şekil değiştiren robot-taşıt-uzaylıdan bahsediyorum. Yoksa hadi ilk filmi bir yana koyalım,…
yönetmen - 6.5
Müzik - 8
Senaryo - 5
Oyunculuk - 6
görsellik - 7
kurgu - 6

6.4

User Rating: 5 ( 1 votes)

Yazılarımızdan haberdar olmak için abonemiz olun.