Menü

Castle Rock Dizi Eleştirisi

Korku ve gerilim türünün en önemli  yazarlarından birisi olan Stephen King’in eserlerinden ilham alan, yapımcılığını  JJ Abrahams ve bizzat Stephen King ‘in üstlendiği Hulu dizisi Castle Rock geçtiğimiz hafta final bölümü ile ekrana veda etti.  Oldukça ilgi çeken dizi farklı bir öykü anlatacak olan ikinci sezon için onay da  aldı. Başlıca rollerini  Bill Skarsgård, Sissy Spacek, André Holland, Melanie Lynskey ve Jane Levy‘den gibi ünlü oyuncuların paylaştığı, Sam Shaw ve  Dustin Thomason tarafından yaratılan dizi gerek atmosferi gerekse karakterleri Stephen King’in  öykü ve romanlarını referans alarak  kurgulanmış  olsa da tamamen özgün bir hikaye anlatıyor. Avukat Henry Deaver(Andre Holland) Castle Rock’ta…
yönetmenlik - 7.5
senaryo - 8
görsellik - 7.5
kurgu - 7.5
oyunculuk - 8
müzik - 7

7.6

User Rating: Be the first one !

Korku ve gerilim türünün en önemli  yazarlarından birisi olan Stephen King’in eserlerinden ilham alan, yapımcılığını  JJ Abrahams ve bizzat Stephen King ‘in üstlendiği Hulu dizisi Castle Rock geçtiğimiz hafta final bölümü ile ekrana veda etti.  Oldukça ilgi çeken dizi farklı bir öykü anlatacak olan ikinci sezon için onay da  aldı. Başlıca rollerini  Bill Skarsgård, Sissy Spacek, André Holland, Melanie Lynskey ve Jane Levy‘den gibi ünlü oyuncuların paylaştığı, Sam Shaw ve  Dustin Thomason tarafından yaratılan dizi gerek atmosferi gerekse karakterleri Stephen King’in  öykü ve romanlarını referans alarak  kurgulanmış  olsa da tamamen özgün bir hikaye anlatıyor.

Avukat Henry Deaver(Andre Holland) Castle Rock’ta büyümüştür. Kasaba halkı çocukluğunda  ortadan kaybolan ve günler sonra şerif tarafından bulunan Henry’nin kaybolduğu gün babasını uçurumdan attığını düşünmektedir. Castle Rock’taki Shawshank hapishanesinin(evet Shawshank!) bodrumunda yıllardır kilitli tutulduğu anlaşılan ve sadece Henry’nin adını sayıklayan bir adam(Bill Skarsgård) bulunur. Henry hem adamla görüşmek hem de  halen kasabada yaşayan ve Alzheimer hastası olan annesini (Sissy Spacek) ziyaret etmek  için Castle Rock’a gelir.

Tahmin edebileceğiniz gibi, Castle Rock intihar, yangın, akıl almaz  kazalar,afet, cinnet(!), hatta katliamın eksik olmadığı, Stephen King imgeleminden çıkabilecek her türlü sıradışı olayın yaşanabildiği tabiri caizse lanetli bir kasaba. Dizinin en büyük başarısı Stephen King eserlerine son derece hakim olan yazarlarının ilginç karakterler ve karanlık  atmosfer üzerinden gerilimi her dakika canlı tutmayı başarması. Aslında özellikle ilk bölümlerde  dört başı mamur bir hikaye anlatmak yerine çoğu zaman yan yollara saparak adeta öykülerden alınma kolajlar sunan dizinin oldukça dağınık ilerleyen bir yapısı var.  Seyir zevki  yüksek, gerilimi tam kıvamında olsa da bu parçalar ana öyküye hizmet etmekten ziyade  kasabaya hakim olan tekinsizlik duygusunu pekiştirip Stephen King motiflerine  yer açmaya yarıyor.

Castle Rock pastel renklerle oluşturulmuş, sisli, soğuk ve karanlık atmosferine beklentileri karşılayabilecek   bir kaç kanlı gotik sahne eklemeyi de ihmal etmiyor.

 

Bolca  gönderme barındıran dizi  hayranları için gerçek bir hazine iken, genel seyircinin bile bu göndermelerden nasibini alması  televizyona, sinemaya en çok uyarlanan yazarlardan birisi olan Stephen King’in  eserlerinin popüler kültüre  nasıl  nüfuz ettiğinin   kanıtı. Birini izlememiş olsanız muhakkak başka birinin tanıdık geldiği göndermelerin dizinin akışında kullanılış şekli de zekice. Mezardan çıkarılan köpek, Jackie Torrence ve cinnet(!)geçiren  amcası, hapishanenin ve hatta kasabanın  (Needful Things)ve şerifinin adı (Alan Pangborn)bu göndermelerden sadece bazıları.

Başrolde kısa süre önce ‘İt’ filminde dünyanın belki de en ünlü palyaçosu Pennywise’ı canlandıran  Bill Skarsgard’ın oynaması bile  bir gönderme olarak düşünülebilir belki. Tabii bu ünlü aktörün dizinin bel kemiğini oluşturan karakterini  aynı anda hem sizi üzecek hem de korkutacak  şekilde canlandırma başarısından bağımsız bir tespit. Çünkü dizi için bir hayli de kilo veren Skarsgard diziye hakim olan  o tekinsiz atmosferinin neredeyse yarısını tek başına oluşturmayı başaran son derece iyi bir performans sunuyor.

 

Castle Rock’ın diğer karakterleri de mesela Henry’nin çocukluk arkadaşı, psişik  uyuşturucu bağımlısı Molly(Melanie Lynskey), kasabanın şerifi  Alan(Scott Glenn), gardiyan Dennis(Noel Fisher) ve özellikle emektar oyuncu Sissy Spacek tarafından canlandırılan Alzheimer hastası  Ruth Deaver  hem iyi yazılmış hem de aktörlerin kalburüstü performanları ile gayet ilgi çekici hale gelen karakterler. Bu renkli karakterlerin yanında André Holland’ın hayat verdiği kasabaya yabancılaşmış, hatta sanki ömrünü başından geçen olayı hatırlamamaya adamış, Henry Deaver’ın hem karakter derinliği hem de oyunculuk anlamında  biraz düz,  ışıltısız kaldığı söylenebilir.  Bunun sebebi belki de Castle Rock’ın  öyküden öyküye sürüklenen, bazen aradaki bağlantıları güçlü kuramayan yapısının ekran süresi fazla olan başkarakterini yıpratması olabilir.

Castle Rock’tan söz ederken   Queen isimli  7. bölümüne bir parantez açmak gerektiğini düşünüyorum ki dizinin kasabayı ve gelişen bazı olayları anlattığı, biraz da farklı öykülerle oyalandığı  ilk 6 bölümden  sonra asıl meselesine, gizemlerin çözümüne  7. bölüm itibarıyla odaklanmaya başladığı söylenebilir.  Bu bölüm, Sissy Spacek’in parmak ısırtan performansı  ile Alzheimer hastalığını gerilim malzemesi haline getirip, bu gerilimi adım adım tırmandırdıktan sonra muhteşem bir finalle noktalayarak sizi ekran başında ağzınız bir karış açık, karmakarışık duygular içinde bırakıyor. Diziden neredeyse  tamamen bağımsız olarak, dizi bölümünden ziyade bir film gibi kurgulanmış olan  bu bölüm,  zamana, algıya hatta neredeyse  Alzheimer hastalığına bambaşka, zihin açıcı bir yorum getiriyor. En azından kendi adıma bir dizide bu kadar parlak bir fikrin bu kadar iyi anlatıldığını uzun zamandır görmemiştim.

Ardından gelen üç bölüm ile çözüm aşamasına geçen dizi, 9. bölümde de atağa geçerek olaylara bakış açımızı  tamamen değiştirerek bilmediğimiz pek çok şeyi 7. bölüme göre daha klasik bir anlatıyla açıklıyor.  Final bölümü gelince,  önceki bölümlerin  yarattığı beklentiyi karşılayamadığı ve  dizinin ortaya attığı  gizemlerin tümünü çözümleyemediği şeklinde tepkiler aldıysa da diziyi  muğlak  ve tekinsiz  yani  bütününe uygun  bir sonla noktaladığını  söyleyebiliriz. Hem işin içinde  Stephen King ve JJ Abrahams varken  uzun uzun açıklama beklemenin pek mantıklı olmadığı da önceki deneyimlerimizden gayet iyi biliyoruz zaten.

Sonuç olarak Castle Rock’ın  sevilen bir yazarın eserini değil de eserlerinin genel atmosferini ekrana yansıtmak gibi sıradışı bir fikrin altından kalkmayı  başaran,  türün hayranları kadar genel izleyiciye de hitap eden bir dizi olduğunu söylemek mümkün.  Oyunculukları, senaryosu, görüntü yönetimi ve temposuyla gayet tadında bir seyirlik sunan dizi,  hele aklınızı imkansıza açmayı seviyorsanız  sadece  7. bölüm için bile izlenir, iyi seyirler…

Yazılarımızdan haberdar olmak için abonemiz olun.