Menü

Dark; Final Sezonu Eleştirisi

Netflix’te yayınlanan ilk Almanya yapımı dizi olma özelliğini taşıyan ve tüm dünyada hatırı sayılır derecede ilgi gören Dark, final sezonu ile hikayesini tamamladı. İlk sezonunun atmosferi, sıradışı, gizemli hikayesi ve bilimkurgu sosu ile yarattığı albeninin giderek irtifa kaybettiği söylenebilirse de Dark ikinci sezonun sonunda artık sadece farklı zamanlara değil, farklı evrenlere de uzanan bir öykü anlatacağını müjdeleyerek üçüncü sezon için seyircinin  merakını canlı tutmayı  başarmıştı.

Diziye yeni başlayacaklar için, Spoilersız ilk sezon eleştirisi linktedir; https://www.filmlerinsesi.net/dark-dizi-elestirisi-ilk-sezonun-ardindan/

 Yazının bundan sonrası izlememiş olanlar için keyif kaçırıcı ayrıntılar içerebilir.

Final sezonu bu farklı evrenler açılımı ile dizinin hikayesini daha komplike, karakterler arasındaki ilişkileri daha grift hale getiriyor ama maalesef karakterlerin sayısı ve çeşitliliği arttıkça derinlikleri azalıyor.  İlk sezonun güçlü kurulan dramatik yapısı sayesinde, dizinin yarattığı tüm kafa karışıklığına rağmen önemsediğimiz, başlarına gelenlere üzüldüğümüz karakterler üçüncü sezonda adeta bir oyunun piyonları haline geliyor ve motivasyonları da gitgide belirsizleşiyor. Evet, neredeyse her karakterin geri almak istediği, düzeltmek istediği bir geçmiş, yaşadığı bir kayıp var. Ancak dizinin döngüsünde karakterler, hiç anlamadıkları kuantum mekaniği ile uğraşsa da çoğu zaman diğer bir karakterin sözleri üzerinden harekete geçiyor. Hatta bu  durum özellikle Jonas ve Martha için son sezonda neredeyse dayanılmaz bir hal alıyor. Dizinin Adam ve Eva (Adem ve Havva)olarak etiketlediği Martha ve Jonas zamandan zamana, boyuttan boyuta sürüklenirlerken, tüm bu karmaşanın nedeni olan, olayların merkezinde yer alması gereken aşkları ise silikleşiyor. Hatta etkisi ekran süresi çok  daha az olan Magnus-Franziska aşkının yarattığı dramatik etkinin bile gerisinde kalıyor.  

Bölümler ilerledikçe Martha ve Jonas’ın döngüyü birlikte kırmaya çalışmak yerine yıllar içinde taraf haline geldiklerini anlıyoruz ama doğrusu bu fikir ayrılığının da altı yeterince dolmuyor. Martha döngünün devamını isterken doğacak çocuğunu mu koruyor, Jonas hala kendi Martha’sına mı dönmeyi umuyor tam olarak netleşmiyor. Bu arada diğer karakterler de Jonas’ı ve Martha’yı destekleyecek şekilde iki gruba ayrılıyor ama sanki her kafadan da bir ses çıkıyor.

Dark’ın aslında iki temel meselesi var. Bunlardan birisi özgür irade-kader karmaşası, diğeri de ebeveyn-evlat ilişkileri. Ancak dizi ana meselelerini derinleştirip bunun insanlar üzerindeki etkilerinin irdelemek yerine, birkaç özlü söz ile çoğu konuyu sanki geçiştiriyor, aslında metinden tamamen çıkarılsa bile çok fark yaratmayacak yan karakterlerin(Katharina’nın annesiyle, Ulrich’in Charlotte ile ilişkisi, Hannah’nın intikam planları gibi) hikayelerindeki ayrıntılarla ekran süresini harcıyor.

Zaman yolculuğu literatürüne Terminatör(1984) filmi ile giren zaman yolcusu ebeveyn olayı, Dark’ta epey köpürtülerek birkaç karakter için kullanılıyor. Hatta hem evlat hem anne zaman yolcusu olunca daha da çetrefil hale geliyor ancak ilki(Mikkel) hariç diğerleri(Elisabeth, Charlotte, Bartosz, Noah, Egon, Silja)hikayeyi daha karmaşıklaştırmak dışında herhangi bir amaca hizmet  etmiyor. Neredeyse her karakter için arka planda sürekli dönen anne-kız, baba-oğul meseleleri, hatta öldürülen (belki  feda edilen demek daha doğru olur) evlatlar, ebeveynler de dizinin baş döndüren karmaşası içinde yeterince etki bırakmıyor. Mesela Charlotte ve Elisabeth’in birbirlerinin ebeveyni olmalarını nasıl karşıladıkları, bu konuda ne hissettiklerine neredeyse hiç değinilmiyor.

Aynı şekilde kaçırılan çocuklar, hunharca işlenen cinayetler, kurtulunan cesetler ilk sezondaki ağır ve tekinsiz atmosferde merak unsuruna dönüşürken, ilerleyen bölümlerde sahne sahne ilgiyi canlı tutmak açısından işe yarasa da, hikaye bütünlüğünü desteklemiyor. Zaman yolculuğu bile her karakter için defalarca tekrarlana tekrarlana eskiyor. Zaman yolculuğu yöntemleri de bir kurala uymuyor aslında. Kara madde, değişik formatlarda zaman makinaları ve tünel hepsi aynı amaca hizmet ediyor, aralarında bir fark, bir kural varsa bile çok net anlaşılmıyor.

Dizi içinde kullanımı yaratıcı ve ürkütücü üç nesil infazcının, yani dizinin bizi bir süre tüm olanların amacı olduğuna inandırdığı, Adam ve Eva’nın oğullarının nasıl ve neden o hale geldiği de açıklığa kavuşmayan noktalardan. Martha’nın oğluyla ilişkisine dair en ufak bir ipucu yok dizide. Bu durum özellikle infazcının yarattığı gizem nedeniyle bir tercih olarak düşünülebilir belki ama pek derinlikli olmasa da pek çok ebeveyn-evlat hesaplaşması içeren(Katharina’nın annesinden çektiklerini izliyoruz mesela) bir dizide eksik bir diş gibi sırıtıyor. Üstelik bu meselenin detaylandırılması kanımca sonunda evlatlarından vazgeçen Martha ve Jonas’ın motivasyonunu daha anlaşılır kılabilir, böylelikle dizinin finali daha etkileyici ve sağlam bir hale gelebilirdi.

Üstelik üçüncü sezonun sonunda anlaşılıyor ki, geçitin açılması ve zamanın bükülmesine sebep olan üç sezondur izle(yeme)diğimiz değil bambaşka bir baba-evlat meselesi. Son bölüme sıkışan bu çatışma da ‘Bildiklerimiz bir damla, bilemediklerimizse okyanus’ gibi klişe replik kullanımıyla örülü ve inandırıcılıktan uzak. Hiç tanımadığımız karakterlerin hayatının kurtulması için Dark’ın ana karakterlerinin yaptığı fedakarlık (üstelik doğacak çocuklarını da feda ediyorlar)bu hikaye akışıyla maalesef ne mantıklı ne de etkileyici. Finaldeki  Interstellar(2014) göndermesi, yani bu kez kitaplığa değil de dolaba kitlenen 5. Boyut sahnesi de aynı filmdeki gibi yapay bir drama yaratmak adına yazılmış gibi ve oldukça sakil duruyor. 

Dizinin temelde odaklandığı kader ve özgür irade kavramları arasında akan hikayesinin vardığı noktada sanki o zamana kadar anlattığı her şeyin antitezini savunması da kafa karıştırıyor. Kaderi değiştirmeye çalışmanın yol açtığı bir sürü trajediyi yine kadere müdahale ederek çözümlemek, dizinin en temel kusurlarından biri. ‘Dünya sayısız iplikle dokunmuş bir halı gibi. Her ipliğin yeri belli… Tesadüf diye bir şey yoktur’ gibi replikleri olan, bu döngünün sonsuz sefer tekrarlandığının ve tekrarlanacağının defalarca altını çizen, ‘istediğimizi yapabiliriz ama isteklerimizi seçmekte özgür değiliz’ diyen bir dizinin kader- özgür irade karmaşasını çözmek adına finalde yaptığı hamleyi şaşırtmaca olarak düşünmek te bana göre pek mümkün değil. Eğer dizi devam edecek ve Martha ve Jonas’ı (sadece isim olarak değil)tekrar aynı noktaya getirecek olsa çok daha bütünlüklü ve kendi içinde tutarlı olabilirdi.

Dark’ın çok övülen kurgusuna gelince, belki bütün olarak bakıldığında hikayeyi teorik manada mantıklı adımlarla tamamlanması başarı sayılabilir. Ancak, sahne  geçişleri  ne olay, ne tarih, ne karakter sırası içermediğinden ve takip eden sahneler arasında çoğu zaman bir bağlantı olmadığından  dizi sanki rastgele kurgulanmış izlenimi yaratıyor. Bütün sahneler birbirinden bağımsız gibi ve konu çok hızlı değişiyor, herhangi bir sahnenin rahatlıkla on sahne sonraya eklenebileceğini söylemek mümkün.  Senaristlerinin öyküye hakimiyetine güvenen Dark, bu dağınık kurguyu izleyiciyi sarsmak, abandone etmek için kullanarak kanımca hile yapıyor. Çok daha derli toplu anlatabileceği hikayeyi, bilerek dağıtıyor ki maharetle toplayabildiğini göstersin. Son iki bölümde en baştan beri çoğu zaman yapmadığı tarihlemeyi her sahnede yapmasının sebebi ise belki de artık seyircinin aydınlanma zamanı gelmiş olması.

Genç Jonas’ı canlandıran Louis Hofmann hem inandırıcı oyunculuk performansı hem de ekran ışığı sayesinde izleyiciyi etkilemeyi başarıyor. Ekran süresinin kısıtlılığına rağmen Ulrich’e hayat veren Oliver Masucci’nin performansı da başarılı. Oyuncu kadrosundaki diğer isimler ise senaryodan da fazla destek alamadıklarından çok derinlikli karakterler yaratamıyor ve incelikli performanslar sunamıyorlar. Dizinin ilk sezonda albenisi olan atmosferi ve tema müziği de üçüncü sezon itibarıyla etkisini neredeyse tamamen yitiriyor.

Sonuç olarak Dark, zaman ve kuantumu kullanarak  aklımızla oynayan, bizi teorik fizikle sınayan, özellikle ilk sezonda kurduğu atmosfer ile bile ilgiyi hak eden bir dizi. Ancak, zaman yolculuğu, paralel evren gibi konuların dizi ve filmlerde işlenmesinin değeri insanların ruh haline, ortaya çıkan yeni deneyimlere verdikleri tepkilere odaklanabilecek olmak, yani hiç deneyimlemediğimiz, deneyimleyemiyeceğimiz bir durumda yine insan doğasını anlamak ise eğer, ne yazık ki Dark bunu yeterince incelikle ele alamıyor. Zaman yolculuğu ve kuantum fiziği ile örülen hikayesinin, karmaşık yapısına ve karakter bolluğuna rağmen pek çok dizinin aksine teknik olarak yaratıcılarının kontrolünden çıkmaması takdire şayan belki ama işte keşke bu kadar hesaplı olmasaydı diye düşünmemek te elde değil. İyi seyirler…

Yazılarımızdan haberdar olmak için abonemiz olun.