Menü

La Casa De Papel (Darphane Soygunu) Dizi Eleştirisi

Bir hayli ilgi gören Alman dizisi Dark’tan sonra İspanyol dizisi Darphane Soygununu (La Casa De Papel)yayınlayan Netflix bizi Amerikan dizilerinden biraz olsun kurtararak pek çok ülkeye ait kalburüstü diziye erişmemize olanak sağlamaya devam ediyor. Ancak diziyi anlatmaya geçmeden Netflix'te yayınlanan 13 bölümle hikayenin sonlanmadığını ve ikinci sezonunun da 6 bölüm olarak çekilip bitmiş olduğunu, öykünün o zaman noktalandığını belirtmekte yarar var. İkinci sezonun Netflix'te ne zaman yayınlanacağı henüz belli olmadı. Alex Pina tarafından yaratılan La Casa De Papel adından da anlaşılacağı üzere dizi olarak çok ta fazla örneği olmayan bir soygun hikayesi anlatıyor. Profesör takma adıyla tanıdığımız kişi tıpkı klasik…
oyunculuk - 7
Müzik - 6.5
Senaryo - 7.5
Yönetmen - 7
kurgu - 7

7

User Rating: 3.45 ( 3 votes)

Bir hayli ilgi gören Alman dizisi Dark’tan sonra İspanyol dizisi Darphane Soygununu (La Casa De Papel)yayınlayan Netflix bizi Amerikan dizilerinden biraz olsun kurtararak pek çok ülkeye ait kalburüstü diziye erişmemize olanak sağlamaya devam ediyor. Ancak diziyi anlatmaya geçmeden Netflix’te yayınlanan 13 bölümle hikayenin sonlanmadığını ve ikinci sezonunun da 6 bölüm olarak çekilip bitmiş olduğunu, öykünün o zaman noktalandığını belirtmekte yarar var. İkinci sezonun Netflix’te ne zaman yayınlanacağı henüz belli olmadı.

Alex Pina tarafından yaratılan La Casa De Papel adından da anlaşılacağı üzere dizi olarak çok ta fazla örneği olmayan bir soygun hikayesi anlatıyor. Profesör takma adıyla tanıdığımız kişi tıpkı klasik soygun hikayelerinde olduğu gibi çeşitli yeteneklere sahip, birbirini tanımayan sekiz kişiyi bir araya getiriyor ve kendisi hariç kimse bir diğerinin adını bile bilmiyor. Her biri kodadı olarak bir şehir ismini kullanıyor. On beş soygun gerçekleştirmiş güzel ve ateşli Tokyo, bilgisayar dahisi, kod yazılımcı genç Rio, kalpazan Nairobi, kas gücü Helsinki ve Oslo, mücevher hırsızı Berlin, her türlü ağır makinayı kullanabilen, her kasaya girebilen Moskova ve oğlu Denver… Soygunu ömrü boyunca planladığını anladığımız ama geçmişiyle ilgili fazla bir şey bilmediğimiz profesör çeteyi önce şehir dışında bir eve yerleştirerek bir hazırlık sürecine tabi tutuyor. İlk anda tamamına tanık olmadığımız bu süreç sonrasında sekiz soyguncu Darphane’ye girip darphane çalışanları ve gezmeye gelen bir lise öğrenci grubu dahil toplam 67 kişiyi rehin alıyorlar. Profesör ise her adımını planladığı soygunu dışarıdan yönetiyor.

Dizi bundan sonra bizi müfettiş Raquel, yardımcısı Angel ile tanıştırıyor. Raquel erkekler dünyasında bir kadın olarak varolmaya çalışmanın yanında ailevi sorunlarla da boğuşuyor. La casa De papel yine de kararlılıkla işini yapmaya çalışan Raquel ve profesörün karşılıklı hamleleriyle devam ediyor ama rehine faktörü, soyguncuların aralarındaki ilişkiler, yaşanan tersliklere göre bu mücadele de tekrar tekrar şekil değiştiriyor. Profesörün bazı şeyleri çok önceden öngörmüş ve tedbir almış olması dizinin en çekici yönlerinden biri ve neredeyse her seferinde izleyiciyi şaşırtmayı başarıyor. Ama elbette ki on iki gün olarak planlanmış olan soygunun her saniyesini insan faktörü ve müfettiş Raquel’in zeki hamleleri de işin içine girdiğinde hesaplamak imkansız. Bölümler ilerledikçe işler her iki taraf için de yavaş yavaş kontrolden çıkmaya başlıyor.

Çok karakteri olan dizi onları bize tanıtırken veya olayların akışını tamamlamak, araya bakış açıları hatta felsefi söylemler karıştırmak için zaman zaman soygunculardan birinin, Tokyo’nun dış sesinden faydalanıyor. Aynı şekilde programlı gitmesi gereken soygunun hangi aşamasında olduğunu belirtmek adına da seyirciye ara sıra saati hatırlatıyor. Bu iki tercih te dizinin akışında bir farklılık, bir tarz yaratarak kanımca artı hanesine yazılıyor.

Klasik hikayesine hızlı bir başlangıç yapan La Casa De Papel’in özellikle ilk bölümler itibarıyla oldukça merak  uyandırıyor ve gerilimi iyi tırmandırıyor. Ancak ne var ki flashbackler ile ekibin eğitim süreci olarak geçirdiği altı aylık zaman zarfına da dönen dizinin her bölüm bir saatten uzun süresini tempo sorunu yaşamadan  sürükleyebildiğini söylemek zor. Öte yandan soygun hikayesinin tıkandığı kısımlarda araya serpiştirilen kapalı bir ortamda birbirlerine mahkum, stres altında, ellerinde silah olan  suçluların karakter çatışmaları, ve dramatik kısımlar tempoyu düşürmekle birlikte soyguncuları tam olarak aklamadan empati kurmamızı kolaylaştırıp bizi diziye daha çok bağlıyor. Yani soygunu yapan karakterleri itici tarafları olsa da benimsiyoruz bir süre sonra, hatta onları canlarını kurtarmak için haklı olarak sürekli sorun çıkartan ve bazıları sanki özellikle sevimsiz gösterilen rehinelerden daha fazla önemsiyoruz. Soyguncuların birbirleriyle olan ilişkileri geçirdikleri eğitim süreci nedeniyle inandırıcı ve bu süreçte profesör ile karşılıklı geliştirdikleri bağlılık ta ayrıca takdirimizi kazanıyor.

Neyse ki  soygun öykülerinin idealize edilmesi  ve   soyguncuların kahraman  olması da alışılmadık bir durum sayılmaz ama tabii bu durum bir anlamda  dizinin  tekinsizliğini, gerilimini de  azaltarak  sanki daha hafif bir mecrada akmasını sağlıyor.  Aynı şekilde dizi profesör ile müfettiş Raquel arasındaki gerilimi, kedi fare oyununu da kelimenin tam anlamıyla  romantikleştiriyor. Yine de La Casa De Papel özellikle bölüm sonlarında küçük dokunuşlarla stres katsayımızı arttıracak hamleler yapmaktan geri kalmıyor. Aksiyon ve çatışma sahnelerine gelince sayıları   pek fazla değilse de iyi çekilen bu sahneler kimsenin zarar görmesini de istemediğimizden yüreğimizi ağzımıza getirmeyi başarıyor.

Oyunculuk anlamında Raquel canlandıran Itziar Ituno ve Berlin’i canlandıran Pedro Alfonso’nun başarılı performanslar sunduğunu ama dizinin tüm kadrosundan yeterli desteği almayı başardığı söylenebilir. La Casa De Papel genel olarak pek müzikleriyle ön plana çıkmıyor ama jeneriği ve Cecillia Krull tarafından seslendirilen şarkısı ‘My life is Going on’un da oldukça beğenildiğini ve eski partizan şarkısı Grup Yorum’un söylediği bir Türkçe versiyonu da olan hemen herkesin bildiği Ciao Bella şarkısını da yeniden parlattığını ekleyelim.

Sonuç olarak; Öyküsünü daha az bölümle toparlayarak daha dinamik olabileceğini düşünülebilirse de La Casa De Papel’in genel anlamda bir soygun hikayesinden bekleneni verdiğini, mantık kurallarını fazla zorlamadan akılcı hamlelerle hem heyecanlı hem de eğlenceli bir hikaye sunmayı, dramatik hatta romantik yan hikayelerle ana konuyu desteklemeyi de başardığını söylemek yanlış olmaz. Ocean’s Eleven tadında zekice planlanmış bir soygun macerası izlemek isteyenler rahatlıkla göz atabilir, İyi seyirler…

Yazılarımızdan haberdar olmak için abonemiz olun.