Menü

La La Land Film Eleştirisi;

2014 yılında çektiği, Oscara aday olan filmi Whiplash ile büyük ilgi gören ve Damien Chazelle bu sene de La La Land ile heyecan yaratmayı başardı. Golden Globe’a aday olan ve Oscar adaylığına da kesin gözüyle bakılan, başrollerini Ryan Gosling ve Emma Stone’un paylaştığı La La Land anlattığı aşk öyküsü üzerinden eski müzikallere yakılan bir ağıt, bir anma töreni adeta. Filmin başarısının müzikallerin önünü açabileceği ihtimali bile insanı heyecanlandırıyor. Ancak filmin özenle hazırlanmış süslü ambalajı açıldığında tüm beklentileri tam olarak karşılayabildiğini söylemek te doğru olmaz. Film biri aktris diğeri caz piyanisti olan ve Los Angeles’ta yaşayan binlerce kişi gibi ideallerini gerçekleştirmek…
yönetmen - 8
senaryo - 6.5
kurgu - 7
müzik - 7
Oyunculuk - 7
görsellik - 8

7.3

User Rating: Be the first one !

2014 yılında çektiği, Oscara aday olan filmi Whiplash ile büyük ilgi gören ve Damien Chazelle bu sene de La La Land ile heyecan yaratmayı başardı. Golden Globe’a aday olan ve Oscar adaylığına da kesin gözüyle bakılan, başrollerini Ryan Gosling ve Emma Stone’un paylaştığı La La Land anlattığı aşk öyküsü üzerinden eski müzikallere yakılan bir ağıt, bir anma töreni adeta. Filmin başarısının müzikallerin önünü açabileceği ihtimali bile insanı heyecanlandırıyor. Ancak filmin özenle hazırlanmış süslü ambalajı açıldığında tüm beklentileri tam olarak karşılayabildiğini söylemek te doğru olmaz.

Film biri aktris diğeri caz piyanisti olan ve Los Angeles’ta yaşayan binlerce kişi gibi ideallerini gerçekleştirmek için çabalayan Mia ve Sebastian’ın hiç beklemedikleri bir anda ardı ardına gelen tesadüflerle birbirlerine aşık olmalarıyla başlıyor. Daha ilk sahnesinden itibaren danslar, müzikler, parlak renkler ile yarattığı masalsı atmosferden de destek alan film, görsel olarak etkileyici olmakla beraber, ortalama bir romantik komedinin ve tabii ki Hollywood müzikallerinin neredeyse tüm klişelerini de kullanmaktan çekinmiyor.Yine de kahramanlarımızın aşık olma aşaması Ryan Gosling ve Emma Stone’un uyumu, nostaljik göndermeleri ve LosAngeles güzellemesi ile yüzünüze bir gülümseme yerleştirmeyi başarıyor. Gelgelelim pek çok örneğini seyrettiğimiz aşk ile ideallerin uyuşmazlığı kısmı yeterli gerilimi ve çatışmayı sağlayamıyor. Sanki senaryo siz o aşamayı da biliyorsunuz zaten diyerek filmin esas numarasına yani son yirmi dakikasına atlayıveriyor. Sırtını sinematografiye yaslayan bu kısım eski müzikallerden bir kolaj tadında ve tek başına düşünüldüğünde gerçekten de başarılı. Hatta keşke o zamana kadar klasik bir anlatıyla akan filmin geneline bu hava hakim olsaydı dedirtiyor. Ancak filmin senaryo zaafları ve ya tercihleri yüzünden bu fikir de, işçilik ve özen de biraz boşa gidiyor ve filmin eksik duygusal çatışmayla adeta koştuğu finalin etkisi azalıyor.

La La Land asıl meselesini aşk ve idealler üzerine kursa da caz tutkusuyla beslenen ve eski cazı yaşatmak ve ya değişime ayak uydurmak ile ilgili argümanları da ilgi çekici ama senaryonun o ışıltı arasında konuyu derinleştirebildiği pek söylenemez. Yine de kanımca müzikal anlamda da en fazla heyecan yaratan kısımlar klasik caz tınılarının ön plana çıktığı anlar. Justin Hurwitz imzalı Mia and Sebastian’s theme song(Late for date) ve City of Stars’ın melodileri filme çok yakışıyor ancak film boyunca o kadar çok kullanılıyorlar ki sonlara doğru eskiyorlar sanki. Danslara gelince ,efsaneler arasına gireceği konuşulan flörtöz step dans sahnesi sevimli, 2016 yılında çekilen bir filmde böyle bir sahne görmek çok hoş ama daha iyisini herhangi bir Hollywood müzikalinde bulmanız mümkün. Filmin girişindeki trafik tıkanıklığı sırasında geçen sahne ise başarılı olmakla beraber sırasını savsın niyetiyle filme yerleştirilmiş gibi, filmin bütününden kopuk duruyor. Çünkü film daha sonra bu tür çok dansçıyla kotarılan büyük bir koreografinin yanına bile uğramıyor, zaten yürümek istediği yol da o değil.

LLL d 33_5542.NEF

Ryan Gosling’in oyunculuğu her zamanki gibi derli toplu, kendisi ise karizmatik ve etkileyici. Ancak ne de olsa bu bir müzikal ve filmi izlerken farkında olmadan, haksızlık olduğunu bile bile onu Fred Astaire veya Gene Kelly ile karşılaştırıyorsunuz. Gosling’in sesi de müzikal bir film için kanımca yeterli değil. Emma Stone’un sesine, güzelliğine, hem role hem de Gosling’e uyumuna diyecek yok ama filmin senaryosu ve dramatik anlamdaki zayıflığı onun da performansını bir üst seviyeye taşımasına izin vermiyor. Dolayısıyla her ikisinin de adaylık alsalar bile Oscar heykeline ulaşma olasılıkları fazla değil.

Günümüzde gitgide daha az müzikal film çekildiği düşünülürse La La Land naif müzikallerin baş tacı olduğu dönemleri özleyen izleyiciler için bulunmaz bir nimet. Senenin seyir zevki en yüksek filmlerinden biri olduğu da bir gerçek. Ancak Moulin Rouge’un dehasına, dans sahnelerinin tasarımlarındaki ihtişamına, Chicago’nun sert söylemine hatta Across the Universe’ün ilişki bazındaki dramatik çatışmasına bile ulaşabildiği söylenemez. Kısacası La La Land tercihini müzikal türünü ileriye taşımaya çalışmak, fark yaratmak yerine eski müzikallere usta bir sinematografi, şekere bulanmış bir aşk ile selam çakmaktan yana kullanıyor, biz müzikal severlere de bu kadarına bile seve seve razı olmak düşüyor, iyi seyirler..

Yazılarımızdan haberdar olmak için abonemiz olun.