Menü

Lobster Film Eleştirisi

Filmekiminde gösterilen ve ancak bu hafta o da kısıtlı sayıda salonda vizyon şansı bulan Lobster, ilginç ve tüyler ürpertici bir distopik dünya anlatıyor. Karısı tarafından terk edilen David, hemen ertesi gün yeniden çift olabilmesi için şehir dışında bir otele gönderilir. 45 gün içinde otelde bulunanlardan biriyle çift olmayı başaramazsa bir hayvana dönüştürülecektir. Hangi hayvana dönüşmek istediği sorulduğunda yüz yıl yaşadığı için ıstakoza dönüşmek istediğini söyler. Öncelikle filmin hikayesinin pırıl pırıl parladığını belirtmek lazım. Lobster son derece özgün bir, hatta birkaç fikirden yola çıkıyor. Yarattığı dünyanın her ayrıntısı, bu dünyada konulmuş her kural, her rutin sizi şaşırtıyor. Sadece çift olmamanın suç…
yönetmen - 7.5
müzik - 6
senaryo - 6.5
görsellik - 7.5
kurgu - 6.5
oyunculuk - 8

7

User Rating: Be the first one !

Filmekiminde gösterilen ve ancak bu hafta o da kısıtlı sayıda salonda vizyon şansı bulan Lobster, ilginç ve tüyler ürpertici bir distopik dünya anlatıyor. Karısı tarafından terk edilen David, hemen ertesi gün yeniden çift olabilmesi için şehir dışında bir otele gönderilir. 45 gün içinde otelde bulunanlardan biriyle çift olmayı başaramazsa bir hayvana dönüştürülecektir. Hangi hayvana dönüşmek istediği sorulduğunda yüz yıl yaşadığı için ıstakoza dönüşmek istediğini söyler.
Öncelikle filmin hikayesinin pırıl pırıl parladığını belirtmek lazım. Lobster son derece özgün bir, hatta birkaç fikirden yola çıkıyor. Yarattığı dünyanın her ayrıntısı, bu dünyada konulmuş her kural, her rutin sizi şaşırtıyor. Sadece çift olmamanın suç sayılması ve tek başına yaşamın kökünü kazımak için verilen uğraş bile ağzınızı açık bırakıyor. Eğer çift olmayı başaramıyorsanız zaten sivilize değilsiniz. Yeriniz eko sistemde bir hayvanla eşdeğerdir diyen sistem sizi gerçek anlamda kendi seçtiğiniz bir hayvana dönüştürüyor.(ne özgürlük ama!!) Eğer kaçar ve ya kuralları çiğnerseniz avlanıyorsunuz. Üstelik daha dün birlikte çay içtiğiniz insanlar tarafından. İşin tuhafı o insanlar da bir sonra kovalananın kendileri olacağını biliyor. Tüm bunlardan daha da korkuncu çoğunluğun bu duruma uyum sağlamış, kanıksamış olması.
Kaçıp ormanda saklanabilenler için ise durum bambaşka. Onlar acımasızca zorlandıkları eş bulma ritüellerine herhangi bir romantik yakınlaşmayı tamamen yasaklayarak direndiklerini sanıyorlar. Bu iki faşist tutum da insanları mutlu etmiyor tabii. Her şey siyahla beyaz gibi. Burada film, insan doğasının yasakları kırmaya, kendisi için doğru olanı bulmaya odaklanacağını düşündürecek bir hamle yapıyor. David aşık oluyor. Maalesef bu aşk ta aynı otelde zorlandığı gibi iki insan arasında son derece yüzeyel ortak noktalara dayandırılmış bir aşk. Ya başka türlüsünü bilmiyor, ya da böyle olması gerektiğine gerçekten inanıyor. Çünkü partnerini kıskandığında, kıskandığı adamın miyop olmadığını öğrenince (sevgilisi de ve kendisi de miyop çünkü) inanılmaz rahatlıyor ve kıskanmaktan vazgeçiyor. Kısacık mutlu aşk zamanlarından sonra ikisi elele şehre kaçma planları kurarken aralarındaki ortak müşterek bir anda kayboluyor. Bu durumda sudan çıkmış balığa dönen kahramanımızın iki seçeneği var. Sevgilisini terk etmek ve ya her şeye rağmen onunla kaçmak. Ama film o kadar karanlık ve acımasız ki kaçmaya karar verdikten sonra bile David’in bunu sevgisi için değil içinden atıldığı sisteme dönebilmek için yaptığını düşünmenizi sağlıyor.
Filmin atmosferi, onu tamamlayan müzikleri de aynı yansıttığı gerçeklik gibi son derece rahatsız edici. Ağır çekimler filmin içine hiç yerleşmiyor, özellikle süpermarkettekiler yama etkisi uyandırıyor. Otelde geçen ilk bölümde bazen senaryo fazlasıyla açıklayıcı, dış sesin işlevi ise belirsiz. Bu durum yer yer gereksiz bir tekrar havası yaratıyor. Yine de ilk yarıda filmin temposu daha yüksek. Sanki bu kısım daha iyi planlanmış, daha iyi çalışılmış gibi. Kahramanımız isyancıların arasına karıştıktan sonra ise filmin temposunda bir düşüş, anlatımında bir kararsızlık hasıl oluyor.
Filmin en istikrarlı olduğu konu karakterlere olan mesafeli yaklaşımı. Bilinçli olarak hiçbir karakterle empati kurmanıza izin verilmiyor. Colin Farrell’ın oyunculuğu bu tercihi kusursuz yansıtırken, Rachel Weisz ve diğer oyuncular da onu tamamlıyor. Filmin komik bölümleri, alttan alta bir espri anlayışı olduğu söylencesi ise bana göre külliyen asılsız. Çünkü kendi adıma filmin her karesini ya üzülerek ve ya dehşete kapılarak izledim.
Sonuç olarak Lobster, yeniden çevrimler ve serilerin devam filmlerin bit pazarına nur yağdırdığı 2015 yılında sadece özgün konusu ve kurduğu distopik, tekinsiz dünyayla bile ilgiyi hak eden ama aynı zamanda da bir hayli sert, karamsar ve sarsıcı bir film. Filmlerin içinde bir parça umut arayan seyirciyi hayal kırıklığına uğratması kaçınılmaz.

Yazılarımızdan haberdar olmak için abonemiz olun.