Menü

Neredeyse bir Ömür; Zamanda Tutsak (Old)

6. His gibi zamana yenilmeyip klasikleşmiş bir film ile kariyerine başlayan, inişler çıkışlar yaşasa da Unbreakable, Village, Split, Happening, Signs gibi  sıradışı  fikirleri olan ve yarattığı atmosfer sayesinde  seyirciyi bir şekilde etkisi altına almayı başaran sürprizli  filmlere imza atan Night Shyamalan, son filmi Old(Zamanda Tutsak) ile  zamanın hayatımızdaki etkisini, onun karşısındaki çaresizliğimizi  yine kendi tarzıyla ele alıyor.

Film,  dört kişilik bir ailenin, tropik bir ülkeye tatile gelmesiyle başlıyor. Her şeyin başlangıçta mükemmel göründüğü bu tatil,  ailenin otelde kalanlardan küçük bir grupla birlikte kayalarla çevrili bir sahilde mahsur kalmasıyla Shyamalan’dan beklendiği üzere bir kabusa evriliyor. Old, birbirini tanımayan küçük bir grubun başına gelen felaket ve bundan kurtulmaya çalışması üzerinden ilerleyecek gibi görünse de sahilde zamanın akışında bir anormallik olduğunu keşfetmeleriyle ilginçleşiyor. Zaten filmin en vurucu, en parıldayan kısmı da yaşlanma olgusunu bu denli özgün bir fikir üzerinden anlatıyor olması.

Ancak ne yazık ki Shyamalan’ın bu potansiyali olan hikayeyi akıtmakla ilgili sorunları daha ilk sahnelerden başlıyor. Odağına aldığı ailede anne-baba arasındaki sorunlar, başarılı bir doktor ve güzellik takıntısı olan genç karısıyla ilişkisi, epilepsi nöbetleri geçiren bir psikolog ve küçük Trent’in otelde edindiği arkadaş ile oynadığı oyunlar serim kısmında zayıf senaryonun da etkisiyle gayet yavan bir anlatımla perdeye yansıyor. Film, zaman meselesi işin içine girince akıp gideceği, seyirciyi gerip rahatsız edeceği, hatta şaşırtmacalarla sarsacağı beklentisi yaratır gibi oluyor ancak bu beklentiyi hiçbir noktada tam olarak karşılayamıyor. Bunun sebebi de belki filmin her şeyi birden aynı anda yapmak istemesi yani aynı anda hem gizemli hem korkutucu hem de duygusal olmaya çalışması ve bu tonlar arasında geçişlerinin son derece özensiz ve  dağınık olması. Bu kararsızlık ve senaryosundaki özellikle teknik anlamdaki aksamalar, oldu-bittiye gelişler aslında çok yetenekli olduklarını bildiğimiz aktörlerin performansına da çok kötü yansıyor ve filmin inandırıcılığını zedeliyor. Aslında Old oturup üzerinde düşündüğünüzde son derece hüzünlü bir film ama duygusal derinliğini sahnelere yansıtmayı birkaç sahne hariç ne yazık ki başaramıyor. Tek mekana sıkışan kahramanlarının verdiği sınavlar filme öylesine serpiştirilmiş gibi duruyor, sanki her köşede korkunç şeyler oluyor ancak bu olan bitenler bir süre sonra kimsenin (seyirci dahil) umurunda olmuyor. Hatta  bir-iki sahnede film sanki bir korku filmi parodisine dönüşüyor ki filme katkı sağlamayan, belki gerekli bile  olmayan sahneler bunlar. Shyamalan’ın rejisi de oldukça özensiz bana kalırsa. Yönetmen bu kez en iyi yaptığı şeylerden biri olan  sınırlı  mekanda  gerilim atmosferi yaratmayı bile başaramıyor.

 Yaşlanmakla ilgili filmler genellikle bunu durum tespiti üzerinden yapar. The Father  yaşlı bir adamın hayatından bir kesit  anlatıyordu mesela. Acı ve Zafer ise yaşlı bir adamın hayat karmaşası içinde yıllarla kaybettiklerini, gözden kaçırdıklarını arayıp bulmasını ve kabullenmesini. Old ise tamamen yaşlanma olgusu üzerine bir film. O sahilde hızla geçen zamanın insandan alıp götürdüklerini gözlemlemenin hem ilgi çekici hem de yaralayıcı bir tarafı var. Çocuklarının bir iki saat içinde birer erişkine dönüşmesi, anne babalarının ebeveyni haline gelmesi, bir an önceki görme keskinliğinin bir an sonra yitirilmesi gibi. Hatta duyguların, meselelere bakış açımızın, öncelik verdiğimiz şeylerin bile yaş almakla tamamen değişmesi, pişmanlıkların hemen saklandıkları yerden çıkması, yıllar içinde yavaş yavaş vazgeçmek zorunda kalınan fiziksel veya duygusal her şeyden saatler içinde vazgeçmek zorunda kalmak. Film o koşuşturma kurtulma, kurtarılma çabası arasında aslında bunları anlatmaya çabalıyor. Bu nedenle sinemadan çıktığınızda burun kıvırdığınız film sonradan kolay kolay peşinizi bırakmıyor ve kıymete biniyor. Sonuçta zaman da algıyla ilgili değil mi? Bir sabah uyandığınızda gençliğiniz bitmiş, çocuklarınız yetişkin olmuş olacak, kulağınız duymayacak, gözünüz görmeyecek. Bunun yıllar içinde olması bir şeyi değiştirmeyecek, belki daha kolay alışacaksınız ama yine de size saatler içinde olmuş gibi gelecek. Yani Old, hangi hızda olursa olsun, zaman geçiyor, bizi geri dönülmez şekilde tahrip ediyor, hiçbirimizin bundan kurtuluşu, kaybedecek zamanı yok diyor.  

Night Shyamalan filmi burada da bırakmıyor çünkü neden diye sormadan duramayanlardan. Son virajda filmi mantıklı bir zemine oturtup kahramanların yaşadıklarını bir açıdan anlamlı kılarken, aynı zamanda da bambaşka bir argüman yaratıyor. Filmin bağlandığı nokta, filmin de altını çizdiği gibi etik olarak mümkün olmasa da gayet ilgi çekici ve kafamızda soru işaretleri bırakmayı başarıyor.

Yani Old, aslında bütün Shymalan filmlerinde olduğu gibi iyi fikrinin üzerine filmin sonunda sağlam bir ters köşe koyarak seyirciyi üzerinde bolca düşündürecek malzemeye sahip.  Bu malzeme biraz daha pişebilse ortaya rahatlıkla bir başyapıt çıkabilirdi. Bu anlamda film  gerçekten kaçırılmış büyük bir fırsat kanımca. Yine de sinemada özgün fikirleri mumla arandığımız düşünülecek olursa, zayıf dramatik yapısı, olmamış oyunculukları, savrulan senaryosu ve rejisine rağmen Old’dan ve Shyamalan’ın meselelere bakış açısından vazgeçmek kolay değil, iyi seyirler. 

Yazılarımızdan haberdar olmak için abonemiz olun.