Menü

Şahsiyet Dizi Eleştirisi

Puhu Tv’nin senaryosunu Hakan Günday’ın yazdığı ve yönetmenliğini ilk yönetmenlik denemesi olan Daha ile büyük beğeni toplayan ünlü oyuncu Onur Saylak’ın yaptığı dizi projesi Şahsiyet on iki bölüm olarak yayınlandı. Ülkemizin kanayan yaralarından birine parmak basan dizi  özgün ve yenilikçi tarzıyla  beğeni topladı ve yüksek izlenme oranlarına ulaştı. Beyoğlundaki aileden kalma apartmanında yalnız yaşayan 60’larındaki Agah Beyoğlu(Bilginer) Alzheimer tanısı almıştır. Herkesin bildiği gibi yavaş yavaş artan  unutkanlık ile seyreden bu hastalığın ileri evresinde hastalar ne yaptıklarını  hatırlamamakta ve en yakınlarını bile  tanımamaktadır. Agah Beyoğlu durumunun kaçınılmaz olduğunu idrak ettiğinde, unutacağına güvenerek cinayet işlemeye başlar. İstanbul Polis Teşkilatında cinayet masasında çalışan…
yönetmen - 7.5
senaryo - 8
görüntü yönetimi - 8
kurgu - 6.5
oyunculuk - 8
müzik - 7

7.5

User Rating: Be the first one !

Puhu Tv’nin senaryosunu Hakan Günday’ın yazdığı ve yönetmenliğini ilk yönetmenlik denemesi olan Daha ile büyük beğeni toplayan ünlü oyuncu Onur Saylak’ın yaptığı dizi projesi Şahsiyet on iki bölüm olarak yayınlandı. Ülkemizin kanayan yaralarından birine parmak basan dizi  özgün ve yenilikçi tarzıyla  beğeni topladı ve yüksek izlenme oranlarına ulaştı.

Beyoğlundaki aileden kalma apartmanında yalnız yaşayan 60’larındaki Agah Beyoğlu(Bilginer) Alzheimer tanısı almıştır. Herkesin bildiği gibi yavaş yavaş artan  unutkanlık ile seyreden bu hastalığın ileri evresinde hastalar ne yaptıklarını  hatırlamamakta ve en yakınlarını bile  tanımamaktadır. Agah Beyoğlu durumunun kaçınılmaz olduğunu idrak ettiğinde, unutacağına güvenerek cinayet işlemeye başlar. İstanbul Polis Teşkilatında cinayet masasında çalışan tek kadın komiser olan Nevra(Cansu Dere) ise bir yandan cinsiyeti ile ilgili önyargılarla ve aşağılamalarla boğuşup diğer yandan da katilin bizzat ona hitaben bıraktığı deliller yardımıyla cinayetleri çözmeye çalışacaktır.

Agah Bey  psikopat  kişilik özellikleri gösterse de kurbanlarını mantıklı  bir amaç doğrultusunda öldürdüğü dikkate alınırsa  Şahsiyet tam anlamıyla bir seri katil hikayesi sayılmaz. Haluk Bilginer’in olağanüstü bir doğallıkla hayat verdiği Agah Bey  rengarenk çoraplarından, kızına karşı olan soğuk tavırlarına, karşı cinse karşı olan ölçülü nezaketine kadar son derece özgün ve  iyi yazılmış bir karakter. Hakan Günday’ın ara ara senaryoya yedirdiği vurgulayıcı, asi cümleler bile Bilginer’in ağzından babacan, doğal  ve sevimli bir hal alıyor ama etkisini de yitirmiyor. Bir psikopatı sevdirebilecek bir oyuncu varsa o da Haluk Bilginer hiç kuşkusuz.

Tüm bu pozitif enerjiye rağmen yine de Agah Bey’in öyküsünde maalesef bazı ciddi tutarsızlıklar da yok değil. Adli kayıtların, delillerin ele geçiş şekli, apartmanın içinde işlenen cinayet ve taşınan ceset, hemen yanı başındaki adamın parmak izini almak için girilen gereksiz zahmet, unutulan araba, karşılaşıverilen maktul bunlardan  ilk aklıma gelenler. Üstelik Alzheimer hastalığı da sanki  öyküye göre biraz eğilip bükülüyor ve Agah Bey neredeyse son iki bölüme kadar pek bir şey unutmuyor.

Öykünün diğer yarısı ise komiser Nevra üzerinden akıyor. Cinayet masasındaki tek kadın polis olma ayrıntısı son derece iyi yakalanmış bir detay ama Nevra’ya bu nedenle yapılan eziyetleri anlatan sahneler sanki biraz abartılı. Aynı Agah Bey tarafında olduğu gibi  polisiye çözümlemelerde  olay örgüsü  manasında aksaklıklar ve çok karakter kaynaklı dağınıklık  söz konusu.  Bu kısımlarda kısa süresine rağmen Başkomiser Tolga’yı canlandıran Necip Memili yetkin oyunculuğu  ile bir adım öne çıkıyor. Cansu Dere’nin diğer tecrübeli oyuncu kadrosunun gerisinde kaldığı için genelde eleştirilen performansı  ise bana göre kararında. Nevra tam da onun yorumladığı gibi kararsız, güvensiz, kendinden kaçmaktan yorulmuş, donuk bir karakter. Yan hikayelere gelince gazeteciliğin idealizmi üzerinde söyleyecek çok sözü olan ve  romantik  olarak ta kısa süreye karşın inandırıcı olabilen  Ateş’in(Metin Akdülger) öyküsü hedefi buluyor.

 

Agah Bey’in kızı Zuhal(Şebnem Bozoklu) ve torunu Deva’nın(Recep Usta), kendini gizlemek için kullanmaktan çekinmediği Nükhet Hanım’ın(Şenay Gürler)

hikayeleri  ise Agah Bey’in düşünce  yapısını, soğukkanlılığını ve aslında sosyopatlığının yeni olmadığını vurguluyor. Deva üzerinden anlatılan  Amerikanvari daha da doğrusu Black Mirrorvari hamlesi ise iyi  sahneler barındırsa da dizi bu hikayeye  odaklanacak zamanı bulamadığından   biraz  havada kalıyor. Genele baktığımızda ise hepsi usta oyuncular tarafından canlandırılsa da pek çok karakter barındıran dizi bu yan karakterler ve hikayelerle epey oyalanırken odaklanmakta güçlük çekiyor ve olayın çözümü mecburen son iki bölüme bırakıyor. Usta oyuncular demişken  yukarıda bahsedilenlerin yanında  kadroda bulunan  Müjde Ar’ın, Şebnem Bozoklu’nun, Şenay Gürler’in, Selim İleri’nin ve Hüseyin Avni Danyal’ın oyunculuklarıyla göz doldurduğunu, özellikle Hümeyra’nın müthiş Flemenko performansının ise belleklerimize  kazındığını da belirtelim.

Şahsiyet sinematografik olarak  oldukça özgün, detaycı,  renk kullanımı açısından da hem çok yaratıcı hem de göze son derece iyi görünüyor. Aynı özgün ve yenilikçi yaklaşım maalesef kurguda sinematografi kadar etkin olamıyor. Kısa kısa, birbirinden bağımsız iki olayı anlatan ve  ardı ardına eklenen  sahneler  kanımca çoğu zaman dinamik değil yorucu oluyor. Dizinin müzik ve görüntü uyumu yerinde, çok özenli hazırlanmış  olan çoğu yabancı diziye taş çıkartacak özgün jeneriği de  övgüyü hak ediyor.

Hakan Günday  güçlü kalemi ile ülkemizin çarpık bakış açısına, mahalle baskısına, adalet sistemine, hemen her kesimin payını aldığı iki yüzlülüklerine,  adam kayırma ve yozlaşmışlıklarına, dürüstlüğün,  adaletin elinin kolunun nasıl bağlandığına  dair çuvaldızı da hepimize batıran çok iyi tespitler yaparken son derece özel neredeyse sloganlaşacak cümlelere  imza atıyor. Ancak bazı sahneler tecrübeli oyuncuların da katkısıyla tıkır tıkır işleyerek meselesini gayet iyi irdeleyip sizi hayran bırakırken,  bazı sahneler sadece hikayeyi  ilerletmek adına yazılmış gibi. Senaryonun dizi genelinde her sahnede aynı ivmeyi yakalamasını beklemek tabii ki gerçekçi olmayabilir ama Şahsiyet’te  sahneler arasındaki  bu fark belki de bazı bölümler çıtayı epey yükselttiğinden biraz fazla göze batıyor.

Gazetelerde okuduğumuz, yüreğimizi dağlayan son derece hassas bir konuya bağlanan  hikaye çarpıcı ancak sorgulanabilir bir finalle noktalanıyor. Şöyle diyor Şahsiyet; Adalet ile hukuk farklı şeylerdir. Adalet dediğin ne ki? Nefsi müdafa. İntikam,  geç kalmış bir nefsi müdafa…

Kendi adaletini sağlama konusu pek çok yabancı dizide de kullanılsa da Şahsiyet’in olaya bakış açısı ve olumlama şekli kanımca  bir hayli sorunlu  hele ki son zamanlarda ülkemizde alıp yürüyen tartışmalar düşünüldüğünde… Zaten dizinin son on dakikaya kadar anlatmak istediği, dikkat çekmeye çalıştığı adaletin yerini bulmaması  iken kendi adıma, gayet haklı eleştirilerine, çok  çok iyi tespitlerine çözüm önerisi  tercihini bireysel adaletten  değil sistemi doğru çalıştırabilmekten yana kullanmasını beklerdim doğrusu.

Herşeye rağmen   Şahsiyet’in sadece Haluk Bilginer’in canlandırdığı  sıra dışı başkarakteri, oyunculukları ve görüntü yönetimi ile bile fark yarattığı, Türkiye’de yapılan dizilere pek benzemeyen çok farklı bir vizyonu müjdelediğini gönül rahatlığı ile söyleyebiliriz. Hem ülke gerçekleriyle yüzleşip, hem de dizi tarihimizdeki ilk seri katili anlatan bir polisiye hikaye peşine takılmak isteyenlere şiddetle tavsiye olunur, iyi seyirler…

 

Yazılarımızdan haberdar olmak için abonemiz olun.