Menü

Star Wars; Karanlık tarafa geçmek…

(Bu yazı ilk altı Star Wars filmi hakkında spoiler içermektedir)

 

Dünyayı saran Star Wars çılgınlığı sürüyor. Tam altı filmin üzerine çekilen Star Wars; Force Awakens çok yakında vizyonda. Bu vesile ile oyuncaklarının , hediyelik eşyalarının, hatta hatta vizyona çıkmadan sinema biletlerinin satışları tavan yapmış durumda. Peki neden bu kadar seviyoruz Star Wars’u? Biz Star Wars’u sinemada seyreden nesil, çocuklarımıza gülümseyerek seyrettirmeye devam ediyoruz Jedi’lerin kahramanlıklarını. Perdeye yansıyan dünya o kadar renkli ve o kadar geniş bir hayal gücünü yansıtıyor ki, jedi’ler öyle onurlu duruyor ki pek gerisini düşünmüyoruz.


untitled
Aslında Jedi’lerle ilgili ayrıntıları anlatan, bize onları tanıtan daha çok birinci yani sonradan çekilen üçleme. Peki kim bu Jediler? Nedir Jedi olmak?
Öncelikle hepsi seçilmiş. Kanlarında midikloran var. Yani öyle hadi olayım desen Jedi olamıyorsun. Bu durum da bir miktar ayrımcılık yaratıyor tabii. Evren en başta ikiye ayrılıyor. Jedi’ler ve diğerleri. Bu durum kibirli olmalarına da zemin hazırlıyor aslında.
Son derece itaatkarlar. Askerlerin tipik özelliği. Emir demiri daima kesiyor. İtaat etmedin mi hop karanlık tarafa geçiveriyorsun. Üstelik konsey tarafından söz dinlemezsen karanlık tarafa geçersin diye sürekli tehdit de ediliyorsun. Sürüden ayrılmak yok yani.
Bilgeler. Bu ayrıntı Jedileri asker ve din adamı karışımı bir noktaya taşıyor aslında. Ama bu bilgelik bazen burunlarının ucundakini bile görmemelerine engel değil.
Cesurlar. Allah için cesaretlerine diyecek yok pek. Hayatlarını her daim yüce bir amaç için feda etmeye hazırlar. Barış için savaşıyorlar. (Aslında bu söylem bana hep biraz ironik gelmiştir)
Yalnızlar. Evlenmelerine izin verilmiyor mesela. Pek öyle sosyal de değiller. Tek yakın ilişkileri ustalarıyla olan. O da haliyle sınırlı sorumlu bir ilişki.
Jedi’lerden beklenen bu soylu vasıflar ve adanmışlık ne kadar farklı ırk ve görünüşleri olsa da birleştirmeye, onları bir düzen içinde tek tipleştirmeye yarıyor. Kişisel özellikler mümkün olduğunca siliniyor. Oysa Jedi öğretisi diyor ki mesela iç güdülerine güven, kalbini dinle ama insan bu kadar çok uyulması gereken kural varken, sorgulaması uygun görülmezken içgüdülerini nasıl bulur çıkarır onu hiç söylemiyor.


EP2-IA-32565_R_8x10
Şimdi Anakin Skywalker’ı alalım ele. Aslında sonradan çekilen üç filmin bütün derdi bize onun neden karanlık tarafa geçtiğini anlatmak. Genel anlamda bunu başardığını da söylemek mümkün.
Anakin babasını hiç tanımamış ve annesinden küçük yaşta ayrılmış bir çocuk. Hiç bilmediği bir ortamda yapayalnız, hiç bilmediği bir işi başarmak için seçilmiş. Aslında hevesli de. Qui-Gon Jinn’e güveniyor ve onu seviyor. Gerek yaşı gerek daha az kuralcı olması nedeniyle (bu yüzden Jedi konseyine alınmıyor ) belki Qui-Gon Jinn’i baba ve ya usta olarak benimsemek Anakin için çok daha kolay olabilirdi. Ne yazık ki onu da çok erken yitiriyor. Elinde tek kalan Obi-Wan ve Prenses Amidala. Obi-Wan, Qui-Gon Jinn gibi değil. Anakin’i sahipleniyor ama sadece ustasına saygısından. İlk üç filmde çizilen Obi-Wan karakterine yakından bakılacak olursa aslında birini sevdiğine ve ya herhangi bir şeye tutkuyla bağlanabileceğine inanmak çok zor. Anakin Obi-Wan’ın bu düz, dengeli ve soğukkanlı halini haklı olarak kişiselleştiriyor çünkü ondan başka kimsesi yok. Sevilmediğini, takdir edilmediğini düşünüyor. Ustasına yaranabilmek için sürekli kendini dizginlemek zorunda. Oysa yeteneklerinin sınırlarını zorlamak istiyor. Bütün baba-oğul ilişkilerinde olduğu gibi Obi-Wan onu kısıtladıkça ondan şüphe ettikçe hayal kırıklığına uğruyor. Anakin meraklı bir çocuk, olduğu gibi kabul etmek yerine hep sorguluyor. Onun bu tavrı, taşkınlıkları, cüretkarlığı Obi-Wan’ı ürkütüyor ve ikisinin arasındaki mesafe filmler ilerledikçe açılıyor.
Konseyin diğer üyeleri de Yoda dahil Anakin’e hep şüphe ile yaklaşıyor. Sözde iyinin gücüne inanan Jedi’ler onda hep kötüyü görüyor. Onu tek seven Prenses Amidala. Bu yüzden Anakin onu kaybetmemek için her şeyi göze alıyor. Üstelik bu Jedi Şövalyesi olduğu sürece imkansız bir aşk. Anakin’in ruhu tutkuyla bağlı olduğu Amidala ve Jedi şövalyesi olmak arasında yavaş yavaş ikiye ayrılıyor. İkisinden de vazgeçmeye gönlü razı değil. Üstelik konsey tarafından devamlı hissettirilen başaramayacağı ihtimali annesini kurtaramayınca gerçeğe dönüşüyor. Annesinin kaybının verdiği acının yanında kendini değeriz ve başarısız hissetmesine de yol açıyor.


Anakin-and-Obi-wan-star-wars-revenge-of-the-sith-23602987-1280-1024
Amidala ilgili endişelerini rüyalarını Yoda ‘ya anlattığında, yardım istediğinde Yoda onu refüze ediyor. Açıkça kaybettiğinde üzüleceğin birine sahip olmamalısın diyor. Ondaki karanlık tarafı hisseden, bilge Jedi’ler hayal kırıklıklarını ne yazık ki hissedemiyor ve ya daha kötüsü hiç umursamıyor.
Tüm bunlara bir de Mace Windu’nun Palpatine’i yargılamadan öldürmek istemesi eklenince zaten Palpatine ile Jedi konseyi arasındaki oyunlara alet edilen Anakin’nin kafasının karışması, güce olan saygısını sorgulaması çok normal. Üstelik Mace’i doğru yola çekmek isterken yaşanan talihsizlikle iyice karanlık tarafa itiliyor. Çünkü Jedi’lerin bu hataya hoşgörü göstermeyeceklerini, onu asla affetmeyeceklerini biliyor. Her erkek çocuk gibi birinin ona güvenmesine, inanmasına , sırtını birisine dayamaya (babasına) o kadar ihtiyacı var ki Palpatine’in övgülerine kolayca kanıyor. Jedi’lerin ondan esirgediği güveni ve hoşgörüyü Palpatine’de buluyor.


imagesODDSHXCC

 


Gelelim Luke Skywalker’a. Onun da anne- babası yok. İlk üç filmde Jediler katledilmiş, Jedi niyetine olgun mu olgun, pişman mı pişman, onurlu mu onurlu bir Obi-Wan kalmış sadece. Yoda ise tüm bilgeliğiyle ıssız bir gezegende saklanıyor. Yani tek umudumuz Luke. O da Jedi olmaya çalışıyor işte el yordamıyla. Obi-Wan ve Yoda’dan kısa bir eğitim aldıktan sonra Han solo ile baş başa kalıyor. Solo son üç filmin tartışmasız asıl kahramanı. Öyle yüce amaçları falan yok, güçten haberi bile yok. Biraz düzenbaz olsa bile özünde iyi, sağduyu sahibi biri. Obi-Wan’ın aksine Luke’u büyüklük taslamadan, nutuklar çekmeden, kurallar koymadan seviyor ve güveniyor. Sonra Leia da katılıyor aralarına. Kısacası Luke yalnız değil. Onu seven, güvendiği insanların arasında. Hatta artık olgunlaşmış, belki de hatalarından ders almış Obi-Wan’ın bile Luke’u Anakin’den çok desteklediği söylenebilir.


6084f2c7c2faf3acd027cf411b87b2dd
Luke’un Omuzlarında Jedi konseyinin yükü de yok. Sadece Jedi olabilmek, daha da önemlisi büyüyüp kendini bulabilmek için uğraşıyor. Belki de bu yüzden, kendinden başka insanlara da güvenebildiği, onun gibi yalnız olmadığı için babası kadar cüretkar ve hırslı değil.
İnsan Obi-Wan ölmeseydi, Jedi konseyi var olsaydı, yine emir demiri kesseydi Luke bunları başarabilir miydi, kendini bulabilir miydi hatta babasını bu kadar kolay affedebilir miydi diye düşünmeden edemiyor.
Sonuçta, her iki üçleme de aslında büyüme öyküleri anlatıyor. İlkinde büyüyen çocuk tüm üstün niteliklerine rağmen başaramıyor. Aslında Anakin’in karanlık tarafa geçmesi büyük oranda yere göğe konulamayan Jedi’lerin suçu. Bu kadar bilgelikle yetenekli, cüretkar bir ergeni bile idare edemiyorlar, değil Galaksiye barış getirmek. Öyle adlarına ocaklar kurulacak, tapınaklar inşa edilecek durumları yok pek. Obi-Wan’ları herkes sever, asıl zor olan Anakin’leri sevmek, cüretkarlıklarını ve yeteneklerini onları kırmadan yönlendirmeyi başararak gücün iyi tarafında kalmalarını sağlamak. Yani Jedi’lerin hatalarını tekrarlamamak. Çünkü dünyayı ileriye hep farklı, cüretkar ve dikbaşlı olanlar götürür, tabii hem iyi hem de kötü manada.
Sonuç olarak Star Wars evreni diyor ki; Anne-babalar! Gücü falan boş verin, güç sizinle olmayıversin sadece çocuklarınızı sevin ve inanın. Bir Jedi’den daha bilge olmak o kadar da zor değil galiba:))İyi seyirler

Yazılarımızdan haberdar olmak için abonemiz olun.