Menü

Star Wars ; Son Jedi Film Eleştirisi

Hikayesini Star Wars zaman akışında ilk serinin (1977-1980-1983) tamamlanmasından 30 yıl kadar sonrasından anlatmaya başlayan üçüncü serinin ikinci filmi olan Star Wars: Son Jedi ilk film Güç Uyanıyor’dan yaklaşık iki yıl sonra vizyona girdi. İlk filmin yönetmeni JJ Abrahams bu filmde yönetmen koltuğunu The Looper’dan hatırlayabileceğiniz Rian Johnson’a bırakmış. Johnson aynı zamanda filmin senaryosunu da kaleme almış. Force Awakens bizi yeni kahramanlarımız Rey, Poe ,Finn ve yeni kötülerimiz Kylo Ren, Snoke ve General Hux ile tanıştırmış ancak daha da önemlisi yıllar sonra Han Solo , Chewbacca ve Prenses Leia'ya kavuşturmuştu. Nostalji kozunu son damlasına kadar da kullanan film, ilk üçlemenin…
sinematografi - 8.5
yönetmen - 8
oyunculuk - 6.5
kurgu - 7.5
senaryo - 7.5

7.6

User Rating: 2.85 ( 6 votes)

Hikayesini Star Wars zaman akışında ilk serinin (1977-1980-1983) tamamlanmasından 30 yıl kadar sonrasından anlatmaya başlayan üçüncü serinin ikinci filmi olan Star Wars: Son Jedi ilk film Güç Uyanıyor’dan yaklaşık iki yıl sonra vizyona girdi. İlk filmin yönetmeni JJ Abrahams bu filmde yönetmen koltuğunu The Looper’dan hatırlayabileceğiniz Rian Johnson’a bırakmış. Johnson aynı zamanda filmin senaryosunu da kaleme almış.
Force Awakens bizi yeni kahramanlarımız Rey, Poe ,Finn ve yeni kötülerimiz Kylo Ren, Snoke ve General Hux ile tanıştırmış ancak daha da önemlisi yıllar sonra Han Solo , Chewbacca ve Prenses Leia’ya kavuşturmuştu. Nostalji kozunu son damlasına kadar da kullanan film, ilk üçlemenin sonrasında geçtiğinden genel atmosfer olarak ta ilk seriye yakın bir çizgi tutturmuş ancak ilk film olmanın dezavantajları ve dramatik yapısındaki ciddi kusurlar nedeniyle pek beğenilmemişti.

İkinci film ilkinin bıraktığı yerden yani Rey’in yardım istemek adına Luke Skywalker’ın kapısını çalmasıyla başlıyor. Zaten genel anlamda Jedi olduğunu yeni keşfeden ve içindeki güce bir neden, bir amaç arayan genç insanların büyüme öyküsü Star Wars serisi. Yani yine umutsuz zamanlarda eğitilmesi gereken genç bir Jedi ve onu eğitmesi gereken yaşlı ve yorgun bir Jedi var karşımızda. Bu usta çırak ilişkisi kanımca serinin de en önemli meselelerinden biri. Ancak bu kez her şeyi bilen, herkesi yenebilen genç Jedimiz, yani Rey. Bu anlamda onu Luke’dan çok Anakin’e benzetmek mümkün. Hiçbir konuda acemilik göstermeyen bu yalnız kız tanıdığımız neredeyse tüm Jedi’lerin (Yoda, Obi-Van)ortak kaderini paylaşıp yenilmiş ve inzivaya çekilmiş olan Luke Skywalker’dan pek bir şey öğrenmediği gibi onu yeniden ayağa kaldırmaya çalışıyor. Yani Yoda’dan eğitim almaya ıssız bir gezegene giden Luke’a gönderme yapıyorsa da Yoda-Luke arasındaki ilişki dinamiği ile Luke-Rey arasındaki ilişki dinamiği çok farklı.

Jedi iktidarında büyüyen Anakin’in yeteneklerini göstereceği alan kısıtlıyken Rey aynı Luke gibi kurtuluşun neredeyse son umudu. Yani koşullar onun cüretkarlığını kaldırıyor. Böylece Yoda’nın ‘Jedi gücünü bilgi ve savunma için kullanır’ söylemi artık çok gerilerde kalıyor. Belki de bu durum filmler arasında geçen yıllar ve nesillerle ilgili olabilir. Çünkü eskiden bilgiye saygı göstererek büyüyen, saygıyla ustasını izleyen ve ondan onay bekleyen nesiller artık yerini sadece kendine güvenen, neredeyse içgüdüleriyle ilerleyen ve gözünü budaktan sakınmayan nesillere bıraktı. İkinci seride yeni palazlanan bu nesil hoş karşılanmamış ve kötüye evrilerek cezalandırılmıştı ancak artık dünya değişti ve öğretiler, nesilden nesile aktarılan bilgiler(hatta filmde yakılan kitaplarla temsil ediliyor) bile önemini kaybetti. Her şey daha pratik daha hızlı neredeyse impulsif hale geldi ve artık ne olursa olsun Luke’un sözünden çıkmayan bir Rey’in bu neslin saygısını kazanması neredeyse imkansız.

Ayrıca film kendi alanında aynı cürete sahip Poe Demeron’a ufak tefek dersler vermeyi ihmal etmese de silah çektiği üstlerine bile onu destekleterek, Anakin’i ahlakçı ve dar bakış açıları ile yargılayıp asan, böylece adeta kötü tarafa iten Obi-Van ve Yoda’nın düştüğü hataya düşmelerine engel oluyor. Kısacası genç neslin yetkinlik ve cesaretini onaylayan filmin, son tahlilde Luke’a biçtiği payeyi de eklersek, usta yaşına gelmiş olanlarda hala iş olduğunu ama ne kadar asi olurlarsa olsunlar gençleri dar kalıplara sokmamaları onların cesaretinden korkmamaları gerektiğini söylüyor.

Son Jedi’nin ne yazık ki en büyük zaaflarından biri kötü adamları. İlk üçlemede Darth Vader’ın motivasyonunu hiç bilmesek te karakter o kadar özgün ve karizmatikti ki bizi korkutmayı başarıyordu ama bu konudaki açık ikinci bir üçlemeye malzeme teşkil edecek kadar da büyüktü aslında. Üçüncü üçleme de aynı yolu izliyor, Güç Uyanıyor’da babasını soğukkanlılıkla öldürten Kylo Ren’in ne yaşamış olduğunu bilmiyor, motivasyonunu hiç anlayamıyoruz. Sanki Kylo Ren’in geçmişinde de en az bir filmlik malzeme mevcut ama dayısına olan kininin nedenini öğrendiğimiz tek bir sahneyle yetinmek zorunda kalıyoruz. Üstelik Kylo Ren ne Vader gibi karizmatik ne de Anakin’in süresine ve dolayısıyla karakter derinliğine sahip. Adam Driver’ın da role bir yorum katabildiğini söylemek çok zor. General Hux’ın ve Snoke’un rollerinin de bu filmde bir hayli hafifletilmiş durumda olduğu düşünülürse Star Wars evreninin en önemli parçalarından biri kötü adam kontenjanı ne yazık ki yeni üçlemede çok ama çok eksik kalıyor.

Finn karakterine gelince ilk filmde sevimli tavırlarıyla ona ısınmamızı sağlasa da geçmişi yine sır olduğundan ve bu filmde onun için yazılan bölümlerin de pek etkili olmaması ile karakterin bariz olarak bir açmaza girdiğini söyleyebiliriz. Rey ile aralarında bir gönül macerası olabilir mi desek tüm film boyunca ikisinin hiç bir araya gelmemesi bu seçeneği neredeyse elememize neden oluyor. Üstelik Son Jedi Finn’in filmin diğer kahramanlarıyla mesela Poe ile ilişkilerini sağlamlaştırmadan ona yeni bir yoldaş atayarak hikayeyi iyice dağıtıyor. Rose ve Finn’i ‘şifre kırıcıyı’ bulmak üzere gönderdiği gezegende Han Solo’ya veya hadi abartmayıp Lando’ya öykünen diyelim ama Benicio Del Toro’nun performansına rağmen altyapısı tam oluşturulmadığından karton kalan bir karakteri de hikayeye özensizce dahil ediyor.

Finn ve Rose’un öyküsü filme silah ticareti üzerinden biraz sistem eleştirisi, biraz çevreci, hayvansever yaklaşım (öyle ki ortalığı dağıtan kocaman ilginç yaratığa binen Uzak Doğulu kız eni konu Okja’yı çağrıştırıyor)katmak ve kurguyu da dengelemek adına eklenmiş gibi formül kokuyor. Yine de olumlu sayılabilecek kısmı, yeni nesil üzerinden yeni umutlar yeşerten sonunu gayet güzel bağlaması ve gezegenin özenle oluşturulmuş ayrıntıları. Üstelik bu ayrıntılar daha çok ikinci üçlemenin sinematografisine yakın tasarlanarak sanki o üçlemenin de bir nebze gönlü alınıyor.

Rey ve Kylo Ren’in mücadelesini anlatan, onların arasında bir sevgi nefret ilişkisi kuran bölümler çok daha iyi kotarılmış kanımca. Bu mücadele ve aralarındaki telepatik bağ, film ısrarla bunu reddetse ve hatta repliklere dökse de aralarında bir akrabalık bağı olduğunu, aktörlerin yaşları göz önüne alındığında yüksek olasılıkla kardeş olduklarını düşündürüyor.

Son Jedi’nin en başarılı yeni aktörü kanımca Rey’i canlandıran Daisy Ridley. Karakterin güçlü ve kırılgan noktalarını iyi yansıtan oyuncu fiziksel olarak ta hiç aksamıyor, zarif devinimlerine rağmen karakterinin gücünü ortaya koymakta çok başarılı. John Boyega(Finn) genel olarak enerjisi yüksek ve sevimli bir portre çiziyor. Ama genç oyuncu elinden geleni yapsa da özellikle bu filmde karakterinin çok eksiği olduğu, ayaklarının yere pek sağlam basmadığı hissediliyor. Luke Skywalker’a yıllardır hayat veren Mark Hamill’e gelince maalesef kendi adıma ilk seride bile parlamadığını, oyunculuğuyla değil genç ve saf görüntüsüyle bir imaj yarattığını düşünmüşümdür. Yıllar sonra da durumunda bir değişiklik göremedim. Üzerine kurulan dramatik yapıyı yükseltmek şöyle dursun taşımakta bile zorlanıyor bazı sahnelerde. Poe Demeron’u canlandıran Oscar Isaac çok yetenekli, çok ta beğendiğim bir aktör ancak rolünün ağırlığı ilk filme göre artmış olsa da hala aktörün kendini gösterebileceği bir düzeyde değil, belki de bu rol ona göre değil.

Domhall Gleeson da (general Hux) kendisine ayrılan kısacık sürede başarılı ama onun da Isaac gibi potansiyeli boşa gidiyor. Hatta keşke Kylo Ren’i o oynasaydı diye düşündüğümü de itiraf edeyim. Benicio del Toro’nun ise filmdeki rolü henüz pek bir önem arz etmiyor.Ama kadroya yeni katılan diğer isim Laure Dern’e (General Holdo) hem rolün hem de zarif ve güçlü kadın imajını tamamlayan kostümün çok yakıştığını söylemeden geçmeyelim.

Son zamanlarda gerek farklı fiziksel görüntüsü, gerekse oyunculuğu ile sinema seyircisini ikiye bölen Adam Driver’a(Kylo Ren) gelince böyle büyük bir mirası sırtlayabildiğini söylemek çok zor. Dramatik sahnelerde fazlasıyla mazlum görünüyor ve öfkelendiğinde ise tekinsiz veya korkutucu değil neredeyse karikatürize bir karakter çiziyor. Kılıcı tutuşu, hareket tarzı bile sakil olan Driver kendisi için tasarlanmış muhteşem kostümler içinde bile karizmatik olmaktan çok uzak ve bu durum ne yazık ki filme ciddi anlamda zarar veriyor.

Geçtiğimiz yıl veda ettiğimiz Carry Fisher’ı (General Leia) tüm zarafeti ve güzelliğiyle perdede görmek ise hem çok hoş hem de içimizi yakan bir deneyim, sinema tarihindeki ve kalbimizdeki yeri çok ama çok özel kalacak.

Star Wars filmlerinin olmazsa olmazı uzay savaşlarına gelirsek kanımca film en büyük başarıyı bu alanda yakalıyor. Filmin ikinci serinin ilk filmindeki pod yarışlarına ve ilk serideki gibi soğuk gezegendeki asi üssüne saldırıyla referansları da çok iyi kullandığını, hem görsel olarak hem kurgu olarak savaş sahnelerinin göz doldurduğunu söyleyebiliriz rahatlıkla.

Işın kılıcı dövüşlerine gelince iki önemli sahne çok ihtişamlı olmasa da akıcı, seyir zevki yüksek ve Kylo Ren’in kılıcının ve yeni özgün ışın kılıcı benzeri silahların (ışın mızrağı?) tasarımları da çok güzel.
Üç koldan akan hikaye filmin uzun süresine rağmen dinamik, sonuna kadar sıkılmadan izleniyor. Son Jedi bazen hikayelerin arasını açıyorsa da hikayeleri birbirine bağlama aşamasında iyi iş çıkarıyor ve taşları yerli yerine oturtmayı başarıyor.

Sonuç olarak Star Wars evreninin üçüncü üçlemesinin ikinci filmi olan Son Jedi’nin seçtiği kötü adam ve karakter derinliği gibi zaafları olsa, yer yer biraz formül koksa da ilk filme göre çok daha ayakları yere basan, dramatik anlamda daha güçlü ve günümüzün bakış açısını da yakalayan, seyir zevki yüksek bir film olduğunu söyleyebiliriz. Umarız üçüncü film bu üçlemeyi bütünlemeyi başararak serinin sinema tarihindeki yerini sağlamlaştırır, iyi seyirler…

Yazılarımızdan haberdar olmak için abonemiz olun.