Menü

The Boys; Dizi Eleştirisi

Amazonun yeni süperkahraman dizisi The Boys,  Garth Ennis, Darick Robertson tarafından yaratılan aynı adlı çizgi romana dayanıyor ve Supernatural’dan hatırlayacağınız  Eric Kripke tarafından televizyona uyarlanmış.

Öyküsüne gelince; Meşhur süperkahraman A-Train (Jessie Usher) kontrolsüz koşusu nedeniyle  kendi halinde küçük bir hayatı olan Hughie Campbell’ın (Jack Quaid) sevgilisi Robin’in ölümüne sebep olur. The Seven olarak anılan kahramanlar timini  temsil eden Vought şirketi Hughie’ye 45.000 dolar sus payı teklif eder. Hayatı alt üst olan Hughie’nin yolu o sırada  ona intikamını alması için yardım edeceğini söyleyen Butcher(Karl Urban) ile kesişir ve nasıl olduğunu bile anlayamadan Butcher’ın arkadaşları MM ve Frenchie ile beraber The Seven’ın ipliğini pazara çıkarmak için harekete geçer. Seven’a yeni katılan Starlight  ise süper yeteneklerine rağmen aslında saf bir kasaba kızıdır ve nihayet aralarına katıldığı kahramanların  hiç te hayal ettiği gibi olmadığını görür. Tesadüfen  Hughie ile tanışan Starlight ondan  hoşlanır.

The Boys evreninde  The Seven’ı giyecekleri kostümlere kadar kontrol eden, halkla ilişkilerini yöneten ve düpedüz kar amacı güden Vought şirketi, kahramanların  reklamlarını yaparak onları pazarlarken bir yandan da   kamuoyuna bir peri masalı sunmakta. Güvenlik endişesi, korunma ihtiyacı üzerinden dinle, aile yapısıyla toplumun gözünün boyanması, hele her şeyin imajla ilgili olduğu çağımızda bunun için süperkahramanların kullanılması gerçekten muhteşem bir ironi. The Boys sadece yakaladığı bu ironi üzerinden bile ilgiyi ve övgüyü hak ediyor kanımca. Buna bir de en aykırı olanlarının bile altın kalpli  olduğu, en keskin ahlak anlayışıyla perdeye yansıltılan superkahramanlar yerine sunduğu  yozlaşmaya razı, boğazına kadar pisliğe batmış, acımasız, ikiyüzlü,  ilgi budalası ve  zorba kahramanları eklediğimizde The Boys’un değeri daha da iyi ortaya çıkıyor. Dizi kazanılan popülerite ile adeta silaha dönüştürülen ve en son noktada orduya sokulmaya çalışan süperkahramanların ve hatta  şirket yöneticisinden,  imaj makerına, senatörüne kadar herkesin çaresiz kalınca  karşısındaki düşmanı bile  kendi yaratan bu korkunç sistemin gönüllü kölesi olduğunun altını çiziyor.

Ayrıca, The Boys öyküsünü  süperkahraman sorumsuzluğuna kurban giden Robin’in üzerinden anlatmaya başlayarak  bu konuda da kolaya kaçmıyor ve seyirciyi tedavülde olan diğer süperkahraman dizilerinin aksine meseleye bu açıdan da bakmaya zorluyor. Süper kahramanlar kötülere karşı savaşırken arada kalarak ölen yaralanan insanlar(collateral damage-sivil zaiyat)  hatırlıyacak olursanız Civil War da da irdelenmiş, iş süperkahramanlardan hesap sormaya, yaptıklarının sorumluluğunu almalarını istemeye geldiğinde dünya devletlerinin koyduğu kurallara  Kaptan Amerika bile isyan etmişti. Seyirci olarak bizler de onların yeteneklerini keyfi kullanma olasılıklarını, yarar kadar hatta daha fazla zarar da verebileceklerini görmezden gelerek, bize dayatıldığı üzere iyi kalpliliklerine güvenip süperkahramanlardan hesap sorulmasını bu süperkahramanlar dünyasının kıyısında köşesinde sürekli birilerinin öldüğünü, herkesin kurtarılamadığını hep biliyor olsak ta neredeyse  haksız bulmuştuk. Bunda da pek şaşılacak bir şey yok çünkü hep süperkahramanların ellerinde bulundurdukları büyük güçle baş etmelerinin zorluklarını, hatta tanrı kompleksine kapılmamalarının imkansız olduğunu yadsıyan, onları insan zaaflarından dikkatle ayırarak idealize eden, yalpalasalar da hep doğru yolu bulduran film ve diziler izledik. Yani diyebiliriz ki dizinin yarattığı evrende toplumun gözünü boyayarak kahramanları pazarlayan Vought şirketinin yaptığının  bir benzerini de biz seyircilerin gözünü boyayan stüdyolar yaptı ve yapmaya da devam ediyor. Aynı şekilde algımızla oynuyor ve korunma ihtiyacımız üzerinden bize sundukları, inanmaya dünden razı olduğumuz masallar ile kar sağlıyorlar. Superman’in devri arada Deadpool ile seyircinin ağzına bir parmak bal çalınsa da  hiç geçmiyor. Şov her şekilde devam ediyor.

The Boys’un da başka tribünlere oynadığı söylenebilir elbette ama en azından alışılagelmişin  aksine bir grup bencil, çıkarcı, ahlaksız süperkahramanı konu alması ve bu kahramanlar üzerinden çarpık sistemi, silahlanma ve kapitalizmi, din ve ailevi değerlerin politikaya alet edilip milyonlarca kişinin nasıl sömürüldüğünü işaret etmesi doğrusu yüreğimize su serpiyor.

Ne yalan söyleyelim,  dizideki  bu yozlaşmış düzeni yıkmaya çalışan ekibin de intikam almaya yönelik motivasyonları ve kullandıkları şiddet özellikle Butcher karakterinin acımasızlıkları pek hoş görülür gibi değil. Ancak  Hughie’nin sıradanlığı , iyi niyeti ve sağduyusunu tüm ekibi yavaş yavaş etkisi altına alarak, daha dengeli, önyargısız hareket etmelerini sağlamaya başlıyor. Butcher’ın karakter gelişimi ise sezon finali de göz önüne alınınca ikinci sezona kalacak gibi görünüyor. Burada Butcher karakterini büyük doğallıkla canlandıran, tüm haşinliğine rağmen çekici, eğlenceli ve karizmatik kılan  Karl Urban’ı da övmeden geçmeyelim. Eşlik eden oyuncu kadrosunda yıllar sonra Elisabeth Shue’yu görmek sevindirici. En son olarak Hughie’yi canlandıran Jack Quaid’in Dennis Quaid ve Meg Ryan’ın oğlu olduğunu, dizide Hughie’nin babasına hayat veren ünlü aktör Simon Pegg’in çizgi romandaki Hughie karakterini andırdığını da ekleyelim.

The Boys’un kanımca en büyük zaafı son derece karanlık bir öykü anlatmasına ve epey şiddet içermesine rağmen  atmosfer olarak her zaman aynı tonu yakalayamaması.  Starlight-Hughie’nin naifliği ve ilişkilerinin lise aşkı formatı ile zehir zemberek sistem eleştirisi, Deep’in veya Tranparent’in hikayelerindeki absürd espri anlayışı ile hatırı sayılır şiddet içeren sahneler ardarda gelince hakim bir atmosferden söz etmek te pek mümkün olmuyor ve belki dizi bu kadar uçlara açılmasa hedefini daha kolay bulabilirdi diye düşündürüyor.

The Boys, süperkahramanalar üzerinden onları parlatan, algı yaratan, toplumu maniple ederek kar sağlayan sistemi eleştirmekle işe başlıyor ama sezon finaline bakılırsa bununla da kalmayıp süperkahramanlık müessesesini ahlaki, psikolojik, sosyolojik açılardan da didiklemeye  devam edecek gibi görünüyor, iyi seyirler…

Yazılarımızdan haberdar olmak için abonemiz olun.