Menü

The Dirt(2019) Eleştirisi

Bu sene müzisyen biyografilerinin epey ön plana çıktığını söylemek sanırım yanlış olmaz. Bohemian Rhapsody’nin dünyada, Müslüm’ün ülkemizde yakaladığı başarı ortada. Aslında müzikle dolu, pırıltılı ama bir o kadar da yalnızlık, aşırılıklar, zirveye çıkışlar ve ardından dibe vuruşlarla bezeli hayatlara tanık olmanın hele müzisyenin yaptığı müziklerle gönül bağınız da varsa  büyük keyif vermesi, ilgi çekmesi sürpriz  değil. Yine de sinema tarihinde  Bird(1988), Tina; What’s love got to do with it(1993), The Doors(1991), Walk the Line(2005), Ray(2004) gibi öne çıkan örnekleri olsa da maalesef bu filmlerin sayısı oldukça az. Bunda hayran hassasiyetinin bir miktar payı olduğu düşünülebilirse de Bohemian Rhapsody’nin bu algıyı da büyük oranda yıktığı söylenebilir. Umarım  ilk sinyalini Netflix’in Mötley Crüe’nun hikayesini anlatan ‘The Dirt’ ile verdiği, bir alt tür sayılabilecek müzisyen biyografilerinin çağı başlar ve bu filmlerin devamı gelir.

The Dirt, bir döneme imzasını atarak, kendine müzik tarihinde sıradışı bir yer edinmiş, albümleri tüm dünyada 100 milyondan fazla satmış  olan  Mötley Crüe grubunun 2001 tarihli “The Dirt: Confessions of the World’s Most Notorious Rock Band” isimli otobiyografinden uyarlanmış. 2016 yılında grupla ilgili bir belgeselin yapımcılığını da üstlenmiş olmasından, Mötley Crüe hayranı olduğu anlaşılan Jeff Tremaine tarafından yönetilen filmin başlıca rollerini  Douglas Booth(Nikki Sixx), Iwan Rheon(Mick Mars), Daniel Webber(Vince) ve Machine Gun Kelly(Tommy Lee) paylaşıyor.

Film aslında trajik olaylar da atlatan grubun öyküsünü zaman zaman dördüncü duvarı da yıkarak  son derece eğlenceli bir bakış açısıyla perdeye yansıtıyor. The Dirt  80’leri alaya alan grubun kimliğini, kusurlarını inkar etmeden, o yılların  pespayeliğinin hayli üzerine çıkan performansına, küçük çaplı efsanesine açık bir övgü. Grubun beyni olan Nikki’nin trajik çocukluk öyküsünü  hızlı bir kurguyla kısa sürede anlatan ancak o küçük çocuğun öfkesini neredeyse tek sahneyle bize geçirmeyi başaran filmin bu dinamik anlatısı zaten en büyük artısı. Grubun kurulma aşaması biraz aceleye geliyor ama yine seçilen sahneler hem eğlenceli hem de inandırıcı. Filmin herkesi şaşırtan grubun ismindeki Ö ve Ü harfleri, ünlü bir çapkın olan Tommy Lee’nin Pamela Anderson ile ilişkisinin iması, Ozzy Osbourne sahnesi(ne kadarı doğrudur bilemiyorum) gibi küçük, hoş sürprizleri de mevcut. Bir rock grubunun aşırılıklarını anlatırken elini pek te korkak alıştırmayan film olayları bazen grup üyelerinin bazen de menajerlerinin  seyirciye anlatımı ile(4. duvar) sunarak yumuşatıyor ve onlara yaramaz çocuklarmış gibi yaklaşmamızı, hem filme hem de kahramanlarına daha çok ısınmamızı sağlıyor. Aslında grubun beyni olan kişin çocukluğu, grubun kuruluşu, sahne performansları, zaferleri sonrasında gelen yıkım ve trajedileri anlatması ve sonunda elbette bu kimsesiz çocukların birbirlerine kenetlenmesiyle ve aile vurgusu ile son bulması epey klasik olsa da filmin kendini ciddiye almayan tavrı, müzik sosu ve dördüncü duvar olayı seyir zevkini arttırıyor.

The Dirt cast olarak ta kanımca çok başarılı. Her dört oyuncu da grup üyelerinin sıradışı tavırlarını, havalı kostümlerini çok iyi taşıdıkları gibi, genç , serseri, yaratıcı ruhlarını da perdeye çok iyi yansıtıyorlar. Ayrıca filmde Game of Thrones’un en çok nefret edilen karakterlerinden Ramsey Bolton’a hayat veren Iwan Rheon’u Rocker olarak görmek gülümsetiyor.

Sonuç olarak The Dirt Mötley Crüe hayranları için zaten bulunmaz bir nimet. Rock seviyorsanız tek nota duymamış olsanız da grubun en az bir iki şarkısı, hele sahne performanları olan sahnelerde sizi hemen yakalıyor. Yani  film grubu hiç tanımayanlar için de keyifli bir seyirlik hem de yeni bir grup keşfetme fırsatı. En son olarak Mötley Crüe’nun 2019 yılı  itibarıyla tekrar konser turnesine çıkacağını da belirtelim, iyi seyirler…

Yazılarımızdan haberdar olmak için abonemiz olun.