Menü

The Greatest Showman; Film Eleştirisi

Ne yazık ki müzikallerin altın çağı çoktan bitti. La La Land'in ortalığı kasıp kavurduğu, Oscar’ı kılpayı kaçırdığı bir sene sonrasında bile sadece bir tane dişe dokunur müzikal filmin vizyona girmiş olması biz müzikalseverlerin kalbini kırsa da en azından Jenny Bicks ve Bill Condon'ın senaryosunu yazdığı ve Michael Gracey'in yönettiği The Greatest Showman'in beklentimizi boşa çıkarmamasıyla avunabiliriz. Fakir bir aileden gelen P.T.Barnum’un (Hugh Jackman) çocukluk aşkı zengin kızı Charity ile evlenmeyi başarır. Mutluluklarına ve iki güzel kız çocuklarına rağmen Barnum çok daha fazlasını istemekte, ailesine saygın ve varlıklı bir hayat sunmaya çalışmaktadır. Aklına gelen fikri geliştirip bir ucubeler sirki kuran Barnum…
yönetmenlik - 7.5
senaryo - 7
oyunculuk - 8
müzik - 9
kurgu - 7
görsellik - 8.5

7.8

User Rating: Be the first one !

Ne yazık ki müzikallerin altın çağı çoktan bitti. La La Land’in ortalığı kasıp kavurduğu, Oscar’ı kılpayı kaçırdığı bir sene sonrasında bile sadece bir tane dişe dokunur müzikal filmin vizyona girmiş olması biz müzikalseverlerin kalbini kırsa da en azından Jenny Bicks ve Bill Condon’ın senaryosunu yazdığı ve Michael Gracey’in yönettiği The Greatest Showman’in beklentimizi boşa çıkarmamasıyla avunabiliriz.

Fakir bir aileden gelen P.T.Barnum’un (Hugh Jackman) çocukluk aşkı zengin kızı Charity ile evlenmeyi başarır. Mutluluklarına ve iki güzel kız çocuklarına rağmen Barnum çok daha fazlasını istemekte, ailesine saygın ve varlıklı bir hayat sunmaya çalışmaktadır. Aklına gelen fikri geliştirip bir ucubeler sirki kuran Barnum hem bu toplum dışına itilmiş insanlara bir yuva sağlar hem de yıllardır hayalini kurduğu hayata sahip olur. Ancak elbette ki işler her zaman yolunda gitmeyecektir.

Filmin beklenildiği gibi en güçlü noktalarından biri başrolde izlediğimiz Hugh Jackman. Ünlü aktör Logan’ın dramatik yapısını taşımakta ne kadar başarılıysa, bu filmde de duruşu, bakışı, zarafeti, güçlü sesi ve oyunculuğuyla en az o kadar başarılı, unutulmaz bir performans sunuyor. Senenin en iyi başrollerinden birine imza atarken sanki müzikal filmlerde müzikal geçmişi ve dans yeteneği olan oyuncuları oynatmaları için yapımcıların kulaklarına küpe oluyor. Yine müzikal geçmişi olan bir aktör olan Zac Efron da güçlü sesiyle müzikal sahnelerde oldukça başarılı. Michael Williams, Zendaya ve Rebecca Ferguson da yerinde performanlar ile filme katkı sağlıyor.


Filmin ikinci güçlü noktası ise kuşkusuz müzikleri. Zaten çok başarılı bulduğum bestelerin orkestrasyonunun ve düzenlemelerinin çok çok iyi yapıldığını ve asıl önemlisi filmin geçtiği zamandan çok zamanımızın tınılarıyla ritm duygusunu, şahane ses uyumlarıyla birleştirmeyi başardığını belirtelim. Ayrıca The Greatest Showman’in göz alıcı kostümler içindeki sirk ucubelerinin renkli ve isyankar görüntü avantajını kullandığı toplu dans performansları kadar Jackman-Williams’ın çatıdaki dansı ve Efron-Zendaya ip dansı performansları ve Efron-Jackman pazarlık sahnesi de son derece başarılı ve özgün. Yani filmin oyunculuk, prodüksiyon tasarımı, kostümler, müzikler ve sahne performansları açısından neredeyse kusursuz olduğu söylenebilir.

Hikaye olarak ise şöhret basamaklarını adım adım tırmanan ve sonrasında yaptığı hatalarla yere çakılan bir adamın öyküsü elbette çok basit ve tanıdık. Ama bir filmin ne anlattığı kadar nasıl anlattığı da oldukça önemli. Greatest Showman basit hikayesine kanımca hem doğru noktadan yaklaşıyor hem de en iyi şekilde süslemek, seyirciyi memnun etmek için ne lazımsa yapıyor. Bir adamın başarı mücadelesinin yanında normalden farklı olanı ötekileştirmeme vurgusunu da ekliyor öyküsüne. Sirkte yer alan toplum dışına itilmiş bireyleri tek tek derinleştirmeye pek zamanı kalmasa da toplu performanlar ve şarkılar üzerinden içinde bulundukları durumu ve isyanlarını, bir yere ait olma beklentilerini seyirciye geçirmeyi başarıyor. Elbette 1800’lerin ortalarında geçen filmin yaklaşımı, çözümlemeleri fazlasıyla romantik bulunabilir. Ancak aradan geçen neredeyse 200 seneye rağmen hala insanları farklılıklarıyla kucaklamaya uygun bir dünyada yaşadığımızı göğsümüzü gere gere söylemek te çok zor doğrusu. Gitgide faşizanlaşan dünyada Oscarsowhite kampanyaları, sektörü esir alan bir takım pozitif ayrımcılık numaraları ne yazık ki yeterli ve samimi değil. Yani The Greatest Showman’in klasik hikaye örgüsüne rağmen garip değil, özelsin diyen tavrı ile halen kanamakta olan yaralara da dokunduğunu söylemek herhalde çok yanlış olmaz. Tabii bunu da filmin tribüne oynadığı şeklinde yorumlayanlar olacaktır ama kim oynamıyor ki?
Belki de bazen sinema sanatının asıl var olma sebebini gözden kaçırıyor olabiliriz. Filmde de açıkça dile getirdiği gibi insanları eğlendirip gülümsetmeyi başarmak hiç te azımsanacak bir şey değil. Sonuç olarak; Eğer iki saat dünya dertlerinden uzaklaşıp danslı müzikli naif bir masala kaçmak isterseniz The Greatest Showman sizi bekliyor, lütfen perdede izleme şansını kaçırmayın, İyi seyirler…

Yazılarımızdan haberdar olmak için abonemiz olun.