Menü

The OA Dizi Eleştirisi; İlk Sezonun Ardından

Netflix’in yeni dizisi OA geçtiğimiz günlerde yayınlandı. Brit Marling ve Zal Batmanglij tarafından yaratılan, Brit Marling’in baş rolünü üstlendiği ve senaryosunu da kaleme aldığı dizi tür olarak fantastik drama olarak tanımlanabilir. The OA bir genç kızın (Prairie) kendini köprüden atmasıyla açılıyor. Onun tam yedi yıldır kayıp olduğunu, üstelik kaybolduğunda kör olduğunu öğreniyoruz. Hastanede tedavisi bitince ebeveynlerine teslim edilen Prairie sırtında kazılı izlerden ve başına gelenlerden hiç bahsetmiyor. Sessizce acı çekerek uyum göstermeye çalışıyor. Tabii bu durum onu çok seven anne babasına tam bir işkence ama iki tarafın elinden de bir şey gelmiyor. Prairie tesadüf eseri tanıştığı öfke kontrol sorunu olan…
senaryo - 8
Görsellik - 8
yönetmen - 7
kurgu - 7.5
Oyunculuk - 8
müzik - 7

7.6

User Rating: 2.61 ( 4 votes)

Netflix’in yeni dizisi OA geçtiğimiz günlerde yayınlandı. Brit Marling ve Zal Batmanglij tarafından yaratılan, Brit Marling’in baş rolünü üstlendiği ve senaryosunu da kaleme aldığı dizi tür olarak fantastik drama olarak tanımlanabilir.
The OA bir genç kızın (Prairie) kendini köprüden atmasıyla açılıyor. Onun tam yedi yıldır kayıp olduğunu, üstelik kaybolduğunda kör olduğunu öğreniyoruz. Hastanede tedavisi bitince ebeveynlerine teslim edilen Prairie sırtında kazılı izlerden ve başına gelenlerden hiç bahsetmiyor. Sessizce acı çekerek uyum göstermeye çalışıyor. Tabii bu durum onu çok seven anne babasına tam bir işkence ama iki tarafın elinden de bir şey gelmiyor. Prairie tesadüf eseri tanıştığı öfke kontrol sorunu olan Steve isimli çocuktan yardım istiyor. Geldiği yere dönmek ve onunla birlikte tutsak olan arkadaşlarını kurtarmak için beş kişiye ihtiyacı var. Prairie zor da olsa beş kişiyi bir araya getirdiğinde metruk bir evde onlara başından geçenleri anlatmaya başlıyor.

Bu aşamadan sonra dizi iki ayrı öykü şeklinde akıyor. Birinde çocukluğundan itibaren köprüde ortaya çıkana kadar Prairie’nin başından geçenleri diğerinde ise onun ve öyküsünü anlattığı beş kişinin şimdiki hayatından kesitler izliyoruz. Aslında bu beş kişiyi Prairie seçmiyor, onlar Prairie’yi seçiyor. Çünkü bir şekilde ondan etkileniyorlar, çünkü bir şeyler arıyorlar. İkiz kardeşini yeni kaybetmiş Betty, öfke sorunları olan Steve, aileleri tarafından pek umursanmayan French ve Jesse ve transgender Buck. Hepsi bir şekilde yalnız ve yoksun durumdalar. Prairie’nin anlattıklarını dinleyerek , bir şekilde bir arada kalan bu topluluk kendi hayatlarındaki tutsaklıkları aşmaya, yalnızlıklarından kurtulmaya çalışıyorlar belki de bu yüzden ona inanıp her gece onu dinlemeye gidiyorlar. Dizi onların çıkmazlarına değinse de aslında hepsini derinlemesine masaya yatıramıyor, bu anlamda bir nebze eksik kalıyor belki. Yine de hangi sebeple olursa olsun diğer insanlarla iletişime geçip ortak bir amaç paylaşmanın, o yalnızlık hissinden, umursanmamanın yükünden kurtulmanın hayat kurtarıcı olduğu mesajını bize geçirmeyi başarıyor. Kıyıdaki insanları kazanmanın mümkün olduğuna inandırıyor.

Prairie küçücük bir çocukken ölüme yakın bir tecrübe (near death experience) yaşadığını ve gözlerini kaybettiğini anlatıyor onlara. Kendisine benzer şekilde ölümden kurtulanları araştıran ve onu aynı tecrübeyi yaşamış Homer, Rachel, Scott ve Renata ile birlikte bodrumunda tutarak üzerlerinde deneyler yapan Hap yüzünden yaşadıklarını..Kaçmaya çalışmalarını ve tutundukları umudu. Hikayenin bu kısmı hem gerilim hem de fantastik bir arayış içeriyor. Tutsaklar Hap’in de peşinde olduğu diğer dünyaya geçebileceklerine ve kurtulabileceklerine inanıyorlar, bu da onları bir arada tutuyor. Prairie’nin de dediği gibi birlikte oldukları için dayanıyorlar. The OA’nın öbür dünya ve ya paralel dünya artık nasıl algılarsanız bölümlerinin başarılı ve etkileyici olduğunu söylemek zor. Zaten amaç oraya ulaşmak olsa da dizi bize daha çok bu uğurda yaşananları göstermeyi seçiyor ki biz de Prairie’nin hikayesine kendimizi kaptırıyoruz, doğruluğundan emin olamasak ta hikayenin içine çekiliyoruz.

Prairie başından geçenlere yönelik üç ayrı reaksiyon buluyor çevresinde. Görüşmek zorunda bırakıldığı FBI psikoloğuna yavaş yavaş güveniyor çünkü yaşadığı trajediyi onun gibi değerlendirmese de onu destekliyor ve farklı bir bakış açısı gösteriyor. Beş kişilik grup anlattıklarından çok etkileniyor ve doğruluğundan hiç şüphe etmiyor. Bu da hem onları hem Prairie’yi yavaş yavaş iyileştiriyor. Anne babası ise onu en iyi tanıyan insanlar olmalarına rağmen maalesef onu hiç anlayamıyor. Prairie’nin kendisini seven, sonuna kadar destekleyen üvey ebeveynlerini bir türlü affedememesi, diğerlerine anlattığı hikayeyi onlardan esirgemesi aslında onu en fazla tutsak eden unsur. Sorunlu bir çocuğun ebeveyni olmanın tüm iyi niyete karşın nasıl yıpratıcı olduğu da dizinin değindikleri arasında. Öte yandan başkalarına karşı bu kadar iyi ve korumacı olabilen birinin ebeveynlerine karşı acımasızlık olarak düşünülebilecek ketumluğu en çok yakınımızda olan bizi seven insanlara açılmanın zorluğunu ve en çok onları yaralamanın kolaylığının da altını çiziyor.

Prairie rolünde Brit Marling kendi yazdığı karakteri adeta yaşıyor, fiziksel özelliklerinin de role tam oturduğu, adeta şeffaf gibi görünen yüzü ve zarif devinimlerinin karakteri tamamladığı söylenebilir. Kendisine eşlik eden genç oyuncu kadrosu da başta Steve’e hayat veren Patrick Gibson olmak üzere oldukça başarılı. Jason Isaacs (Hap) ise incelikli bir kötü adam portresi sunuyor. Tek itirazımız Homer’ı canlandıran Emory Cohen’e olabilir. Cohen en önemli rollerden birine, Prairie’e güç veren Homer’e oyunculuk anlamında kanımca yeterli derinlik katamadığı gibi fiziksel olarak ta fazlasıyla çocuksu duruyor.

Dizi atmosferini de ana teması gibi yalnızlık üzerine kuruyor. Aynı bahçeye baksalar da birbirlerinden tamamı ile ayrı duran evlerden oluşan, ağaçsız mahalle hep gri hep kasvetli yansıyor perdeye. Buna karşılık okul zorluk ve zorbalıklara rağmen, atmosfer olarak evlerden çok daha aydınlık ve neşeli. Araştırmaların yapıldığı laboratuvar ve kullanılan cihaz basit ama bir o kadar da korkutucu. Prairei ve arkadaşlarının tutsak olduğu kafeslerin bir bütünün parçaları olacak şekilde tasarlanmış olması ve yeraltı nehrinin her hücreden geçerek akması gibi küçük ama yerinde ayrıntılar da çok yerinde düşünülmüş.

The OA’in hikayelerin sürelerini dengelemek için uğraşmayan, anlattığı kısmın sonuna kadar gitmeyi tercih eden kurgusu biraz alışılmadık olsa da alttan giden hikayenin kesintiye uğramadan akmasına ve gerilimini daha iyi yansıtmasına olanak sağlıyor. Bilim kurgu ve ya fantastik öykülerde senaryonun olayları açıklama telaşının diğer türlere oranla daha bariz olduğu düşünüldüğünde ele attığı konulara fazla bilgiçlik taslamadan farklı bakış açıları sunabildiğini, bir iki sahnesinin bu anlamda özellikle etkileyici olduğunu da ekleyelim. Bunlardan biri Prairei’nin Steve’in öğretmeni Betty ile konuştuğu sahne. Yazılan diyalog dizinin de ana fikrini özetlerken didaktik olmaktan çok uzak. Grubun belki de en sıra dışı üyesi olan Betty’nin neden Prairei’den etkilendiğini de anlamamızı sağlıyor. The OA bundan başka tutsaklık, gençlerin gelecek endişesi, ebeveyn olma, psikolojik travmayla baş etme şeklimiz ve olaylara bakış açılarımızla ilgili pek çok güzel dialog ve sahne içeriyor. Üstelik tek bir noktayı işaret etmeden, bu söylemleri kendi içinde değerlendirmek adına seyirciye alan da bırakıyor.

‘Gelecek karanlıktır’ diyor Prairie..’Ama kötü anlamda değil, sadece bilinmezdir ve sen yürüdükçe aydınlanır’. The OA aslında her iki hikayede de insanların birbirlerinin yardımıyla iyileşmesini, güçlenmesini anlatıyor. Prairie’nin kendisini esir eden Hap’tan kurtulmasını hem mantıklı hem de şaşırtıcı şekilde açıklamayı başaran öykünün sonunda bağlandığı noktanın biraz kolaycı olduğu ve anlatmaya çalıştıklarını vurucu olmak adına biraz abartarak çok hassas bir noktaya taşıdığı söylenebilir. Meramını anlatmaya çalışırken ritüel olarak kullandığı ‘hareket’leri hele ki son sahne düşünüldüğünde benimseyemeyenler olacaktır. Ama hikayenin akışına kapıldığınızda ve bu beş hareketi bir başkaldırı, bir ortak eylem olarak düşündüğünüzde iyileştiren ve huzur veren bir yanı olduğunu algılayabiliyorsunuz. Ya da şöyle diyelim, böyle algılayan seyirci diziden keyif alacaktır, İyi seyirler….

Yazılarımızdan haberdar olmak için abonemiz olun.