Menü

The Rain(Yağmur) Dizi Eleştirisi

  Jannik Tai Mosholt , Esben Toft Jacobsen ve Christian Potalivo tarafından yaratılan The Rain Netflix’te yayınlanan ilk orjinal Danimarka dizisi olma özelliğini taşıyor. Yakın bir gelecekte yağan yağmur insanlara bir virüs bulaştırarak ölmelerine neden olur. Simone(Alba August) ve kardeşi Rasmus yağmurun yağacağını önceden bilen bilim adamı babaları tarafından yerleştirildikleri sığınakta altı yıl geçirir. Yiyecekleri tükenmeye yüz tuttuğunda dışarı çıkmak zorunda kalınca aynı onlar gibi hayatta kalmaya çalışan bir grup genç ile yolları kesişir. Simone bu kurallarını hiç bilmediği dünyada  babası tarafından ona emanet edilen ve artık genç bir adam olan kardeşi Rasmus'u korumak ve hayatta kalmak için çabalamak zorundadır.…
yönetman - 6.5
senaryo - 6
müzik - 6.5
görsellik - 7
Oyunculuk - 6.5
kurgu - 6

6.4

User Rating: Be the first one !

 

Jannik Tai Mosholt , Esben Toft Jacobsen ve Christian Potalivo tarafından yaratılan The Rain Netflix’te yayınlanan ilk orjinal Danimarka dizisi olma özelliğini taşıyor. Yakın bir gelecekte yağan yağmur insanlara bir virüs bulaştırarak ölmelerine neden olur. Simone(Alba August) ve kardeşi Rasmus yağmurun yağacağını önceden bilen bilim adamı babaları tarafından yerleştirildikleri sığınakta altı yıl geçirir. Yiyecekleri tükenmeye yüz tuttuğunda dışarı çıkmak zorunda kalınca aynı onlar gibi hayatta kalmaya çalışan bir grup genç ile yolları kesişir. Simone bu kurallarını hiç bilmediği dünyada  babası tarafından ona emanet edilen ve artık genç bir adam olan kardeşi Rasmus’u korumak ve hayatta kalmak için çabalamak zorundadır.

The Rain’in sığınağın steril ortamından, ormanın karanlığına ve sağnak yağan yağmura distopyaların olmazsa olmazı atmosferini gayet iyi kuruyor. Hatta bu atmosferin yine bir Netflix dizisi olan Dark’ın atmosferini andırdığı söylenebilir. Ancak The Rain’in ne yazık ki atmosferin karamsarlığını senaryo ve olay örgüsü bazında destekleyebildiğini söylemek zor. Dizi birlikte hareket etmek zorunda kalan gençlerin yağmura yakalanışlarını ve önceki hayatlarına dair trajedilerini aktarmak adına flashback’lere de yer veriyor. Ancak bu tercih karakterlere derinlik kazandırmak ve motivasyonlarının altını çizmek anlamında diziye fazla katkı sağlamıyor.

Karakterlerin birbiriyle ve dış dünya ile çatışmaları, olaylar karşısında verdikleri tepkiler hep biraz eksik kalıyor. Genç insanların ne yaşamış olurlarsa olsunlar yüzlerinin umuda dönük olduğunu vurgulamaya öncelik veren The Rain daha çok duygusal anları parlatmaya çalışıyor ama maalesef bunu yaparken tekinsizliğinden ödün vermek zorunda kalıyor. Bu nedenle de dizinin tansiyonu rahatsız edici atmosferine rağmen çoğu zaman bir distopyadan beklediğimizin altında.

Üstelik kahramanlarımızın  bölgeyi ayıran duvara doğru yaptıkları  yolculuk aksiyon veya zorlayıcı engeller de içermiyor pek.  The Rain ağır ilerleyen temposuna rağmen hep bir şeyler olacak hissi vermeyi başarsa da  uzun bir bekleyiş sonrası tek tük gerçekleşen bu olayların vurucu etkisi de o zamana kadar sanki azalmış oluyor. Aslında yağmurla gelen ölümcül salgın fikri ilk planda oldukça ilgi çekici ama  diziden ilk sezon itibarıyla bu fikri geliştiren bir hamle belki son sahne hariç salgının arkasında yer alan gizemlere dişe dokunur bir açıklama da gelmiyor.

Yani bu ilk sekiz bölüm hayatta kalma mücadelesinden çok karakterleri tanıtıp onların arkadaşlık ve gönül ilişkilerine de odaklanarak bizi diziye ısındıran uzun bir giriş gibi tasarlanmış hissi yaratıyor. Belki son sahnede mesajını verdiği üzere ikinci sezonda hem macera dozunu, çatışmalarını arttırıp çok daha ilgi çekici hale gelebilir. Ancak dizinin henüz ikinci sezon onayını almadığını da ekleyelim.
Genç aktörlerden oluşan oyuncu kadrosu üzerine düşeni yapıyor. Simone’u canlandıran Alba August ve Martin’i canlandıran Mikkel Boe Følsgaard’ın rollerinin ağırlığı ile doğru orantılı olarak bir miktar öne çıktığı söylenebilir.

Sonuç olarak The Rain ne yazık ki ister istemez türü sevenlerin kıyaslamaya girdiği benzer distopyaların örneğin The 100 veya Revolution uyandırdığı heyecan, fikir zenginliği ve tekinsizliğin yanına pek yaklaşamasa da farklı bir bakış açısı ve lezzeti de yok değil, iyi seyirler…

Yazılarımızdan haberdar olmak için abonemiz olun.