Menü

The Sinner Dizi Eleştirisi;

The Sinner Petra Hammesfahr'ın aynı adlı romanından uyarlanan ve başrolünü ünlü oyuncular Jessica Biel(Cora), Bill Pullman(Dedektif Harry Ambrose), Nadia Alexander(Phoebe) ve Christopher Abbott’ın (Mason) üstlendiği sekiz bölümden oluşan polisiye bir mini dizi. The Sinner kendi halinde basit bir yaşam süren ve tüm dünyası küçük oğlu ile kocası etrafında dönüyor gibi görünen genç bir kadının, Cora'nın hikayesini anlatıyor. Bunu yaparken de daha ilk dakikadan itibaren, içinde kimsenin ulaşamadığı yerlerde adını tam koyamadığımız bir sorunu olduğunu , aslında mutsuz hatta intihara meyilli olduğunu alttan alta hissettirerek bu durumu bir gerilim unsuru haline getiriyor. Cora’nın kocası ve çocuğuyla plajda geçirdiği sıradan bir pazar…
yönetmenlik - 6.5
oyunculuk - 7.5
kurgu - 7
müzik - 6
senaryo - 6

6.6

User Rating: 4.6 ( 1 votes)

The Sinner Petra Hammesfahr’ın aynı adlı romanından uyarlanan ve başrolünü ünlü oyuncular Jessica Biel(Cora), Bill Pullman(Dedektif Harry Ambrose), Nadia Alexander(Phoebe) ve Christopher Abbott’ın (Mason) üstlendiği sekiz bölümden oluşan polisiye bir mini dizi.
The Sinner kendi halinde basit bir yaşam süren ve tüm dünyası küçük oğlu ile kocası etrafında dönüyor gibi görünen genç bir kadının, Cora’nın hikayesini anlatıyor. Bunu yaparken de daha ilk dakikadan itibaren, içinde kimsenin ulaşamadığı yerlerde adını tam koyamadığımız bir sorunu olduğunu , aslında mutsuz hatta intihara meyilli olduğunu alttan alta hissettirerek bu durumu bir gerilim unsuru haline getiriyor. Cora’nın kocası ve çocuğuyla plajda geçirdiği sıradan bir pazar günü aniden elindeki meyve bıçağıyla bir cinayet işlemesi, ölen adamı tanımadığı gibi bunu niye yaptığını da bilmiyor oluşuyla daha da merak uyandırıyor. The Sinner’ın Night Of’tan sonra yakın zamanda izlediğimiz en iyi ilk bölüme sahip polisiye dizilerden biri olduğu söylenebilir rahatlıkla. Çünkü dizi onunla pozitif anlamda bir bağ kurmuş olsak ta ilk bölümün sonunda Cora için her şeyin bittiğinden, yaptığının bir açılımı, bir özrü olamayacağından kesinlikle emin olmamızı sağlıyor. Yani alışılmadık şekilde olayın tatlıya bağlanacağı ile ilgili tüm umudumuzu elimizden alarak iyiden iyiye ilgimizi çekiyor.

Aşık olduğu kadının gözünün önünde işlediği cinayet nedeniyle sarsılan, onun kim olduğunu, neler yaşadığını hiç bilmediğini anlayan eşi Mason, küçük yaştaki oğullarını korumaya çalışırken Cora’yı nasıl savunabileceğini, olayları nasıl göğüsleyebileceğini hiç bilmiyor.Hem onun hem de Cora’nın savrulan hayatları, çaresizlikleri ilk bölümler itibarıyla oldukça etkileyici. Neyse ki Cora’yı daha ilk anda herkesten çok farklı gören, ondaki hüznü ve mutsuzluğu hemen algılayan Dedektif Amrose olaya dahil oluyor ve ‘neden?’diye sormayı akıl ediyor.


İlerleyen bölümlerde The Sinner Dedektif Ambrose’un bulduğu ipuçları sayesinde Cora’nın bu gün ve geçmişte yaşadıklarını paralel bir kurguyla anlatmaya başlıyor. Dedektif Ambrose Cora suçunu kabul etmiş olsa da pes etmiyor ve hafızasında boşluklar olduğunu fark edince işi hipnoza kadar vardırarak gerçeğe ulaşmaya çalışıyor. Ancak Ambrose’un bu azminin motivasyonu hayatının asıl hikayeye hizmet etmeyen ayrıntılarına fazlasıyla maruz kalmamıza karşın biraz belirsiz kalıyor.
The Sinner özenli sinematografisi ile gergin, güvensiz bir atmosfer yaratma konusunda da epey başarılı. Belki temposunu ağır bulanlar olabilir ama bu ağır ilerleyiş ilk bölümlerde dizinin Cora’nın psikolojisine zaman ayırmasını sağlayarak öyküsünün hem psikolojik hem de dramatik yapısını iyi oturtmasına yarıyor. Yine de Cora’nın çocukluğunda yaşadıkları ve hayatının hatırlayamadığı kısmının gizemi de eklendiğinde kağıt üstünde çok etkileyici duran hikaye bölümler ilerledikçe eldeki malzemenin tükenmesiyle neden sonuç ilişkisindeki zayıflıklar, mantık hataları nedeniyle epey yalpalıyor ve hantallaşıyor.

İlk bölümlerde farklı zaman dilimlerindeki öyküleri gayet iyi dengeleyerek anlatan, bunu bir gerilim malzemesine çevirmeyi başaran dizi özellikle son üç bölümde elindeki malzemeyle nereye varacağını bilemiyor gibi oyalanıyor ve bu dengeyi hiç tutturamayıp kontrolünü kaybediyor. Diziye yakışan, fayda sağlayan ağır temposu tersine işlemeye başlıyor. Beklentiyi yükseltmek adına birkaç çıkmaz sokağa girdikten sonra sonunda geldiği nokta ise ne yazık ki olan biteni, işlenen cinayeti ve Cora’nın başına gelenleri mantıklı, tatminkar şekilde açıklamaktan çok uzak.

Dizinin aynı zamanda yapımcıları arasında da yer alan Jessica Biel kimi zaman epey zorlayıcı olan rolünün altından başarıyla kalkıyor. Mason’ı canlandıran Christopher Abbott da oldukça başarılı. Bir hayli itici bir kişilik olarak yazılmış olan Dedektif Ambrose’a katlanabilmemizin tek nedeni Bill Pulmann’ın sevimli yüzü ve devinimleri kanımca. Yine de oyunculuk manasında Pulmann’ın pek kendini yorduğu söylenemez. Cora’nın kardeşi ile olan ilişkisi ve o durumdaki genç bir insanın psikolojisi The Sinner’ın son bölümlerindeki dağınıklığına kurban gitse de genç oyuncu Nadia Alexander’ın güçlü performansı akılda kalıyor.

Bu durumu bir yere kadar kitap uyarlaması olmasına bağlamak mümkün olsa da The Sinner dışardan bakıldığında mutlu, küçük bir hayatı olan Cora’nın işlediği cinayet ile yaptığı çarpıcı başlangıca rağmen vaat ettiği gizemin hakkını veremeyerek hayal kırıklığına neden oluyor. Yine de özellikle psikolojik ögelerle yoğrulan polisiye dizi severlerin ilk bölümlerde kurduğu gerilimli atmosfer ve başrol oyuncusunun başarısı hatırına göz atmasında fayda var, iyi seyirler….

Yazılarımızdan haberdar olmak için abonemiz olun.