Menü

Three Billboards Outside Ebbing Missouri Filmi Eleştirisi

Tiyatro yazarlığından gelen ve kısa filmi Six Shooter ile  2005 yılında Oscar kazanan Martin  McDonagh'ın   üçüncü uzun metraj filmi olan Three Billboards Outside Ebbing Missouri  aday olduğu en iyi drama filmi dalında Altın Küre ve sekiz dalda Oscar adaylığı kazanarak adını yılın en çok ilgi çeken filmleri arasına çoktan yazdırdı. Film adından da anlaşılacağı gibi Missouri’de küçük bir kasabada geçen, kızının trajik bir cinayete kurban gittiğini öğrendiğimiz çaresiz bir annenin tuttuğu yasa, adalet arayışına ve isyanına odaklanan bir hikaye anlatıyor. Mildred (Frances McDormand) kızının ölümü üzerinden aylar geçmiş olmasına rağmen katili yakalanmadığı için kasabanın şerifine hesap sormanın yolunu kasaba çıkışındaki…
yönetmen - 8.5
Müzik - 8
Senaryo - 8
kurgu - 8
Görsellik - 7.5
oyunculuk - 8.5

8.1

User Rating: Be the first one !

Tiyatro yazarlığından gelen ve kısa filmi Six Shooter ile  2005 yılında Oscar kazanan Martin  McDonagh’ın   üçüncü uzun metraj filmi olan Three Billboards Outside Ebbing Missouri  aday olduğu en iyi drama filmi dalında Altın Küre ve sekiz dalda Oscar adaylığı kazanarak adını yılın en çok ilgi çeken filmleri arasına çoktan yazdırdı. Film adından da anlaşılacağı gibi Missouri’de küçük bir kasabada geçen, kızının trajik bir cinayete kurban gittiğini öğrendiğimiz çaresiz bir annenin tuttuğu yasa, adalet arayışına ve isyanına odaklanan bir hikaye anlatıyor. Mildred (Frances McDormand) kızının ölümü üzerinden aylar geçmiş olmasına rağmen katili yakalanmadığı için kasabanın şerifine hesap sormanın yolunu kasaba çıkışındaki üç reklam panosunu kiralamakta bulur. Onun bu ezber bozan tavrı tüm kasabayı ve tabii polis teşkilatını huzursuz etmektedir. Mildred yeniyetme oğlu ve bir iki arkadaşı hariç tüm kasabayı yani tüm dünyayı karşısına almış gibidir. Konunun muhatabı, tabelalarda adı geçen kasabanın şerifi Willoughby(Woody Harrelson) daha yumuşak bir tavır sergilese de şiddet geçmişi de olan polis memuru Dixon(Sam Rockwell) Mildred’a açıkça diş bilemektedir.

Kabul etmek gerekiyor ki filmlerini kendine özgü anlatım tarzı ve mizah anlayışıyla süsleyip, nefis müziklerle servis eden McDonagh hiçbir zaman bize gönül rahatlığıyla özdeşleşebileceğimiz karakterler sunmuyor. Filmin başında evladını korkunç bir biçimde yitirmiş, adalet arayan, kimseye eyvallahı olmayan Mildred’ı  desteklememek mümkün değil. Ancak  belki düştüğü umutsuzluğun, uğradığı haksızlıkların da etkisiyle direnç göstermeyi zorbalıkla karıştıran acımasız tavırları gitgide daha cüretkar hale gelen şiddet eğilimi ve yönetmen/senaristin bunun üzerinden patlatmakta hiç çekinmediği espriler güldürse de film ilerledikçe  karakterle aramıza mesafe koymamamıza neden oluyor. McDonagh ondan bir kahraman yaratmaya çalışmıyor , aksine onu bütün kusurları, zayıflıkları ve iticiliği ile perdeye yansıtıyor. Mildred’ın yaşadığı elbette çok acı çok güç bir süreç ama aslında kendisinin de kurbanı olduğu zorbalığı karşısına çıkan biraz zayıf, hatta kibar bulduğu herkese kolayca yansıtıyor oluşu,ölmekte olan bir adama bile merhamet gösteremeyişi, kızıyla hatta James(Peter Dinklage) ile ilişkisi onun mayasının da kasabadaki diğer zorbalardan çok farklı olmadığını düşündürüyor. Gözünü budaktan sakınmayan bir karakter gibi gözükse de yaşadığı trajediden bağımsız olarak onu tüm hayatı boyunca onu itip kakmış olan  kocasına verdiği zarara rağmen tek yapabildiği sözlü bir uyarı ki aslında bu film boyunca ondan gördüğümüz en olumlu ve merhametli davranış sanırım.

Denklemin diğer ucunda duran Dixon(Sam Rockwell) ise şerifin desteğiyle teşkilatta kalmış, ona yürekten bağlı, ırkçı, şiddete eğilimli biraz kıt akıllı bir karakter. Şerifin himayesi ortadan kalktığında sudan çıkmış balığa dönen Dixon kendine göre değişmeye, iyi bir şey yapmaya çabalıyor. Film burada bizi onun değişeceğine inandırmaya çalışıyor gibi görünürken kanımca bir ters köşe yapıyor ve peri masalı yazmayıp Dixon’ın doğru bir şey yapmak istese bile bunu doğru şekilde yapmayı bilmeyen, ne yapacağını söyleyecek birine muhtaç bir karakter olduğu gerçeğini yüzümüze vuruyor. Dixon’un tek yapabildiği şiddet uygulama isteğini, eğilimini daha meşru(!) bir mecraya aktarmak oluyor ne yazık ki.

Filmin Mildred’ın ne de Dixon ‘ın yaptıklarını onaylar bir tavrı olduğu söylenmez belki ama  yaşanan trajedi üzerinden düşünüldüğünde bile  McDonagh’ın önceki filmlerinde (In Bruges ve Seven Psychopaths) alışık olduğumuz kara mizah ile yakaladığı hafiflik bu kez izleyicinin üzerinde sanki soğuk duş etkisi yaratıyor.
Mildred’ın adalet arayışı sırasında yaşananlar yavaş yavaş kontrolden çıkarken   ne düşüneceğimizi  bilemiyor, kimi hangi vicdan ve ahlak kuralıyla yargılayacağımıza karar veremiyoruz. Bir taraftan bu durum hikayenin en çekici yanı ama diğer taraftan da gerek çekilen acı, uğranan haksızlığa rağmen adalet arayışının intikam alma hırsına evrilme ihtimali gerekse kimsenin  yaptığının bedelini ödemiyor oluşu aslında oldukça rahatsız edici. Üstelik filmin  Amerikan adalet sistemine  cezasız kalan suçlar üzerinden söylediği sözlere rağmen kahramanlarının kurbanları için  de adaletin yerini bulduğunu  söylemek pek mümkün değil. Tümünü alt alta yazıp topladığınızda ise anlatım, oyunculuklar, müzikler, etkileyici sahne ve diyaloglarla ne yaptığını çok iyi bilen yönetmenin seyirciye geçirmeye çalıştığının da bu rahatsızlık duygusu olması mantıklı görünüyor.  Gidiş yolları yanlış olan iki karakterin  sonunda vardıkları nokta anlaşılabilir, bir yere kadar empati kurulabilir belki ama meşru görülebilir mi, bilemiyorum…Yani film sonunda ağzımıza bir parmak bal çalıyor gibi görünse de filmin genel duruşuna baktığımızda  olumlu düşünmemizi sağlayacak tek bir hamlesi olmadığını da bir gerçek…

Three Billborads Outside Ebbing Missouri  hepsi birbirinden başarılı,  parmak ısırtacak bir oyuncu kadrosuna sahip.  En iyi kadın oyuncu Oscar’ına son derece yakın olan McDormand’ın performansı gayet iyi ama filmin yıldızı bana göre başrol olsa da en iyi yardımcı erkek oyuncu dalında aday yapılan  Sam Rockwell. Ödülü alacağına kesin gözüyle baktığım Rockwell altı bomboş özgüveni, çelişkileri, zayıflıkları ve hantal tavırlarıyla basit bir  Amerikan kasabası zorbası olan Dixon’a  kusursuz şekilde hayat veriyor. Şerif Willoughby canlandıran Woody Harrelson’ın da aynı kategoride aday olması sevindirici, hatta Rockwell en iyi erkek oyuncu adayı olsa ödül şansı da artabilirdi ama maalesef onun karşısında pek fazla  şansı yok.

Sonuç olarak  Three Bilboards Outside Ebbing Missouri tüm  ahlaki ikilemleriyle ezber bozarken, özgün mizah anlayışı, tıkır tıkır işleyen, zekice yazılmış diyalogları,  akıcı kurgusu, kalburüstü oyunculukları ve oluşturduğu atmosferi incelikle destekleyen müzikleriyle   seyirciyi kolaylıkla esir alan ve çok yoğun sinemasal lezzet içeren bir film. Oscar şansı  Martin McDonagh’ın kanımca sonuna kadar hakettiği en iyi yönetmen adaylığını alamaması nedeniyle azalmış olsa da diğer aday olduğu dallarda özellikle oyunculuk ve senaryoda oldukça iddialı olduğu söylemek yanlış olmaz, senenin en iyi filmlerinden, iyi seyirler…

Yazılarımızdan haberdar olmak için abonemiz olun.